özlemek

ahiret inancı da olmasa, insanı yer bitirir bu duygu.

yıllar yıllar olmuş dünyada en sevdiğin insanlardan üçünü kaybedeli. birini hiç görmemişsin, tanımamışsın ama canından, kanından olmuş. diğer ikisi ise zaten kan bağın olan insanlar.

vefat etmiş birisini özlemek yaşayanı özlemekten daha zor. dünya koşullarında elinde hiç bir imkan yok zira.

dünya hayatının kısalığıyla avunuyor insan, sevdiklerine kavuşacağı günü bekler oluyor bazen, hesap gününün bütün ürperticiliğine rağmen.

bir de allah'a kavuşacağı günü hasretle bekleyenler var, benim gibilerin onların kesip attıkları tırnakları dahi olamayacağı evliyaullah. ufuk farkı tabi, testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar.

otobüsün arka kapısından yollanan akbilin çalınacağını hissetmek

otobüs yolculuğunda en başa bela hadiselerden birisi ara durak yolcusu olmaktır.
pik yapmış otobüse önden binmek mümkün olmadığı için arka kapıdan atlarsın içeri.
otobüse ara duraktan binme fantezisinde en dayanılmaz ve korkutucu anlardan birisi başlamıştır.
otobüse bindikten sonra önündeki o gayya kuyusunu andıran kalabalığa bakarsın. elin cebine gider ve akbilini çıkarırsın. akbiline bakarsın uzun uzun. gözlerinle seversin onu.
"canım akbilim, seninle ne yolculuklar yaşadık, yağmur, çamur demedin bana yarenlik ettin şehri-i istanbul un zorlu yollarında" dersin içinden ve eklersin "şimdi geçici süreliğine ayrılacağız sana başka eller dokunacak ama sen bana tekrar geri döneceksin ve tekrar cebimdeki sıcak yuvana kavuşacaksın".
önündekine akbilini uzatırsın. akbil elden ele uzatılır. tam bu anda içinden bir şeyler kopmaya başlar. hani filmlerde ölen kişinin öldüğü anda evindeki fotoğrafının bulunduğu çerçevenin yere düşüp kırıldığını görünce evdeki yakınının hissettiği korku gibi.

akbil o gayya kuyusunun ortasında elden ele verilir. uzatım işlemini artık takip edemeyecek kadar uzağındadır artık. bundan sonrası vicdanlara kalmıştır.
içinde büyüyen korkuyla akbilin gelmesini beklersin, beklersin, beklersin..
aradan geçen zaman uzar ama akbil geri gelmez. seslenirsin " beyler mavi akbil vardı gelmediii !" ses çıkmaz kalabalıktan. bir daha seslenirsin. cevabı sessizlik olur kalabalığın..

o akbile minik minik ayıcıkları bağlayan genç kızlarla dalga geçerdim. şimdi anlıyorum hepsini. çalınmasın diye yapıyorlarmış. ben de yarım metrelik demir bağladım yeni akbilime. demirden tutarak uzatıyor herkes. artık huzurluyum.


horoz tarafından kovalanmak

çocukken horoz tarafından bir sokak boyunca kovalanıp en sonunda bir duvara tırmanmaya çalışmıştım. arkamı dönüp baktığımda gördüğüm o saldırgan kızgın tipi hala aklımda. allahın manyakları. köpekten daha çok korkarım bunlardan. tavuk milletinden sanıp önemsemezsin ters köşe yaparlar. büyüyünce de değişen bişey olmadı. tavuk sandığımız insanlar mahvetti hayatımızı. meğer ne çok horoz sığdırmışım hayatıma.