yağmur

#özgürler 

nurullah genç'in harikulade eseri. kendisi ödül almıştır bu şiiri ile.

vareden'in adıyla insanlığa inen nur
bir gece yansıyınca kente sibir dağından
toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
en müstesna doğuşa hamiledir kainat

yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

hasretin alev alev içime bir an düştü
değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

ihtiyar cübbesinden kan süzülür nebi'nin
gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
sarsılır ebu kubeys kovulmuş feryatlarla
evlerin arasına dikilir yesil bayrak
yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
heyã»la, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
en son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
mutluluk nağmeleri işitirler hiradan
bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
paramparça, ateşler sahinin hayalleri

keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
o mücella çehreni izleseydim ebedi
sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
katil sinekler deldi hicabın perdesini
istiklal boşluğunda arılar nadan düştü
dolaşan ben olsaydım save'nin damarında
tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
ebedi aşka giden esrarlı yollarında
senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
on asırlık ocağın savururdum külünü

bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

badiye yaylasında koklasaydım izini
kefenimi biçseydi ebva'da esen rüzgar
seninle yıkasaydım acılar dehlizini
ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

haritanın en beyaz noktasına kan düştü
kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
hakların temeline sanki bir volkan düştü

firakınla kavrulur çölde kum taneleri
ahuların içinde sevdan akkor gibidir
erdemin, bereketin doldurur haneleri
sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
åžemsiyesi altında yürürsün bulutların
sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

devlerin esrarını aynalara sorsaydım
çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
ilkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

madeni arzuların ardında seyre daldım
küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
senin için görülen bir düş de ben olsaydim

åžehirler kabus dolu; köylere duman düştü
tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
sesini duymayanlar girdabında boğulur
ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
åžaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

saatlerin ardında hep kendimi aradim
bir melal zincirine takıldı parmaklarım
yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
mekanın fırçasında solmayan resim senin

yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
iniltiler geliyor doğudan ve batıdan
sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

ıslaklığı sanadır ahımın, efgahımın
içimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
nazarın ok misali karanlıkları deler
bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım

yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
bir dönüm noktasında aklıma rahman düştü

nefsinle yeniden çizilecek desenler
çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
anneler çocuklara hep seni içirecek
yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
åžarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
insanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
senin için görülen bir düş de ben olsaydım
yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım
damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım!
devamını gör...
bertuğ cemil'in yaptığı, yapacağı en iyi şarkı. sokakta kulaklık takıp yağmurun altında yürürken dinlenilmesi gerekir. başka türlüsü gereksizdir.
devamını gör...
kıldan incedir, nefesten yumuşak yağar, tende yatan acısız bir bıçak, yerde taş ve bizde kemiktir...
kimi zamanda delilik vehminden üstün. cinler beynimizde düğün yaparken, biz dayandıkça çisil çisil yağan yağmur. *
devamını gör...
namı diğer kont adnan, adnan yılmaz'ın evrimini tamamlamadığı zamanlarda takım elbise ve seyrelmiş saçlarıyla ağaçların arasında söylediği şarkı, sözleri de ayrı bir olaydır ;

yağmur yağıyi yağmur
korkarim ıslanursun
kız seni seveyirum
sen niye nazlanursun

yağmur yağıyi yağmur
başıma tane tane
eski sevdalarumdan
alamadım birtane

yağmur yağıyi yağmur
yar islandi islandi
soralum ağaçlara
hangünuze yaslandi

yağmur yağıyi yağmur
findukluğa çayirluğa
kız seni bekliyirum
akşama karanlığa

yağmur yağıyu yağmur
keremide paçaya
eski sevdalarumun hepsi kaçtı kocaya...
devamını gör...
yağmur yağıyor. sokaktayım. efendimizin, "o Allah'tan yeni gelmektedir" deyip, gömleğini sıyırarak, tenine değmesine izin verdiği yağmur. herkesin şemsiyesi var. yürümek bile bu yüzden pek güç. herkes koşturuyor. eve girince, insanlar; ıslanmamış gibi yapacaklar. åžemsiyeler, yağmurluklar, kapalı alanlarda beklemek, taksiye atlamak, koşmak...sanki hiç yağmur yağmamış.

güneş açsa, biz de açılıyoruz. oysa biz, bir çiçek değiliz. ama kendimizi çiçek sanarız. açıldıkça açılırız bu yüzden. sıcak değilmiş gibi yaparız, terlemiyormuşuz gibi. sanki hiç güneş açmamış.

sevdiklerimiz ölür. "güçlü ol !" diye bağırıp çağıranlarla dolar etrafımız. gözyaşlarımızın dışarı çıkmasına izin vermezler. bizi, madde dünyasının, kendi ürettiğine yabancılaşmış işçileri gibi, gözyaşlarımıza yabancılaşmaya zorlarlar. ağlayamayız. sanki hiç kimse ölmemiş.

komşu topraklarda yaşananlar hiç bitmez. platform'u çeviririz biz akşamları. "5000 puanlık bir sessiz harf !". yanlış anlamayın, suç ve ceza okumak da pek randıman sağlamayacaktır, ölen çocuklar adına. haber kanallarının, altyazılarından akar giderdi kısa zaman evvel, ırak'lı ailelerin yok oluşunun seceresi. öyle sessiz, öyle normalleşmiş ve bu yüzden öyle hain bir akışı vardı ki o rakamların,

".....438 kişi öldü..."

nasıl yani ? biz buradan, mahallemizden bir ölü çıksa, ne yapacağımızı bilmeyiz. başsağlığına gideriz, neler yapabileceğimizi konuşuruz, sokakta ayakta durur, uzaklara bakarız; sesiyle ağlayan birinin, bize seslenmesinden korkarak. gerçi bizim mahalle burası. mahallemize ve hatta misak-ı milli sınırlarımıza hapsetmediler mi bizi ? unut ve devam et. sanki orta doğu vurulmamış.

en nihayetinde, söz vermiştik Allah'a doğmadan evvel. fıtratımızı, üfelenen özümüzü, vicdanımızı ve bunun gibi pahalı fabrikalarda seri üretimi gerçekleşemeyen bir sürü şeyi koruyacaktık. Allah'ı unutmayacaktık. sanki hiç söz verilmemiş.

yağmurdan delicesine kaçan bu kalabalık, zalim sistemin vahşi ama kuru masallarıyla ıslanmadan ama ıslah edilerek uyuyacak mı ? yağmur yağıyor, tenimize değmesine izin verelim.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar