yahya bin muaz

---tezkiretü l evliya---


"eğer cehennemi bana bağışlasalar, hiçbir âşığı yakmam. çünkü zaten aşk âşığı yüz defa yakmıştır." yahya bin muâz (kuddise sirruhu) bunu deyince biri sordu:
-şayet bir âşığın bir sürü cürmü olsa da mı? yahya bin muâz (kuddise sirruhu) cevap verdi:
-evet öyle! zira o cürüm ihtiyâri olarak vâki olmamıştır, çünkü âşıkların işi ihtiyâri değil.

---tezkiretü l evliya---
devamını gör...
yahyâ b. muâz. (يحيى بن معاذ)

ebû zekeriyyâ yahyâ b. muâz b. ca‘fer er-râzî (ö. 258/872)

seyrüsülûk makamlarından bahseden ilk sûfîlerden.

170 (786) yılı civarında rey’de doğdu. hayatının çoğunu nîşâbur’da geçirdi. bağdat, şîraz ve belh gibi ilim ve kültür merkezlerine çeşitli seyahatler gerçekleştirdi. kendisinden nakledilen sözler iyi bir eğitim aldığına işaret etmektedir. hocaları ve şeyhleri arasında ahmed b. harb ve fudayl b. iyâz gibi isimler bulunmaktadıhttp://r.başta louis massignon olmak üzere bazı araştırmacılar, onu kerrâmiyye mezhebinin kurucusu muhammed b. kerrâm’ın öğrencileri arasında göstermişlerse de bu doğru değildir. kaynaklarda yahyâ’nın bâyezîd-i bistâmî, hâtim el-esam, ebû türâb en-nahşebî ve cüneyd-i bağdâdî gibi sûfîlerle görüştüğü kaydedilmektedir. ondan faydalananlar arasında ebû osman el-hîrî, hakîm et-tirmizî, yûsuf b. hüseyin er-râzî gibi isimler vardır. mezhepler tarihine dair en eski kitaplardan er-red `alâ ehli’l-bida` ve’l-ehvâǿ adlı eserin müellifi mekhûl b. fazl en-nesefî de yahyâ’nın öğrencilerindendir. kaynaklarda “vâiz” sıfatıyla anılan yahyâ b. muâz’ın amelî yönden hanefî, itikadî yönden mürcie’ye mensup olduğu belirtilmektedir. onun takipçileriyle birlikte mürcie’de muâziyye diye bir kol meydana gelmiştir (makdisî, v, 144-145). öte yandan aynı dönemde nîşâbur’da ortaya çıkan melâmetiyye hareketiyle olan teması sebebiyle bazı araştırmacılar onu bu hareketin mensupları içinde saymıştır. ancak tasavvufî görüşlerinin melâmetiyye ile uyuşmaması ve bu hareketin önde gelen bazı isimleriyle anlaşmazlıkları onun melâmetî olamayacağını göstermektedir. yahyâ b. muâz 16 cemâziyelevvel 258 (30 mart 872) tarihinde nîşâbur’da vefat etti (ibn hallikân, vı, 167-168) ve ma‘mer mezarlığı’nda defnedildi.

yahyâ b. muâz’ın kaynaklarda zikredilen sözlerinde zühd döneminden tasavvuf dönemine geçişin izleri görülür. bunlar bir taraftan zühd anlayışını yansıtırken diğer taraftan tasavvuf döneminin unsurlarını ihtiva etmektedir. onun kalbin mânevî seviyeleriyle tasavvufî makamlara yönelik tasnifleri, muhabbetle ilgili yorumları, semâ ve raksın yüceltilmesine dair görüşleri, fakr anlayışı yerine gınâyı, havf yerine recâyı tercih etmesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. seyrüsülûk makamlarından sistemli şekilde bahseden ilk sûfîlerden olan yahyâ b. muâz’ın makamlarla ilgili yaptığı yedili tasnif daha sonraki mutasavvıflar tarafından benimsenmiştir. müridlerin uyması gereken kurallara dair kitâbü’l-mürîdîn adlı eseri de (sezgin, ı, 646) bu alanda yazılmış ilk kitaplardandır. yahyâ, tasavvufî düşüncenin temel meselelerinden olan velâyet konusundaki ilk teorik açıklamaları yapan sûfîlerdendir. ayrıca işârî tefsir hareketinin ortaya çıkıp gelişmesine öncülük etmiş, hadis ilmiyle de meşgul olmuştur. nefis konusunda çağdaşı hâris el-muhâsibî’ye benzer şekilde özgün görüşler ortaya koyan yahyâ b. muâz, nefis terbiyesi için riyâzetin gerekliliği ve bu husustaki uygulamaların şekli konusunda çeşitli uyarı ve önerilerde bulunmuştur. bu çerçevede, riyâzetin insanın biyolojik ve psikolojik yapısıyla ve dinin temel esaslarıyla çelişmemesi gereği üzerinde durmuş, nefsi terbiye gayesiyle dinen helâl olan şeyleri haram kılmanın yanlışlığını vurgulamıştır. onun bu görüşleriyle dengeli ve mûtedil bir tasavvuf anlayışını geliştirmeye çalıştığı söylenebilir.

ebû hayyân et-tevhîdî, yahyâ b. muâz’ın sözlerini ve dualarını eserlerinde nakletmiş ve dualarındaki üslûbunu aynen benimsemiştir. yahyâ b. muâz’a nisbet edilen duaların muhtevası dikkate alındığında bunların ihlâs, muhabbet ve recâ kavramları üzerine kurulu tasavvuf anlayışını yansıttığı ve zühdden tasavvufa geçiş döneminin özelliklerini içerdiği görülür. ona göre havf insanı duaya yönelten temel etkendir. Allah her durumda dualara icabet etmektedir; dolayısıyla kişi günahları sebebiyle çekinip dua etmekten geri durmamalıdır. ayrıca dua hakkında “kazânın belâ tuzağını dua kalkanıyla savuşturma” şeklindeki ifadesiyle duanın fonksiyonuna dair kanaatini belirtmektedir. öte yandan yahyâ’nın gerek şiirlerinde gerekse dualarında Allah ile samimi bir üslûpla söyleşmesi, kendisinden sonra tasavvuf yolunda daha da belirginleşecek olan bir neşvenin başlangıcına işaret etmektedir. louis massignon, emile dermenghem, ebü’l-alâ el-afîfî ve annemarie schimmel gibi araştırmacılar tasavvuf alanında yaptıkları çalışmalarda yahyâ b. muâz’ın görüşlerine temas etmişlerdir. fritz meier, ebû saîd-i ebü’l-hayr’a dair çalışmasında yahyâ b. muâz’a bir bölüm ayırmış, onunla ebû saîd arasında bazı karşılaştırmalar yapmayı denemiştir. saîd hârûn aşûr, yahyâ b. muâz’ın sözlerini derleyip şerhetmeye yönelik cevâhirü’t-taśavvuf adlı çalışmasında (kahire 2002) daha ziyade onun tasavvufî eserlerde bulunan sözlerine yer vermiştir. salih çift, yahyâ b. muâz’ın hayatı ve tasavvufî görüşleri hakkında müstakil bir çalışma gerçekleştirmiştir (tasavvufta sevgi ve ümit yolu: yahya b. muâz er-râzî, bursa 2008).

bibliyografya:

hakîm et-tirmizî, ħatmü’l-evliyâǿ (nşr. osman ismâil yahyâ), beyrut 1965, s. 403; makdisî, el-bedǿ ve’t-târîħ, v, 144-145; serrâc, el-lüma` (nşr. kâmil mustafa hindâvî), beyrut 1421/2001, s. 193; ibnü’n-nedîm, el-fihrist, s. 260; muhammed b. hüseyin es-sülemî, ŧabaķāt (nşr. mustafa abdülkādir atâ), beyrut 2003, s. 107; ebû nuaym, ĥilye, x, 51-70; ahmed b. hüseyin el-beyhakī, şu`abü’l-îmân (nşr. m. saîd b. besyûnî zağlûl), beyrut 1410/1990, ı, 136, 369, 370, 373, 380, 457; ıı, 13, 30, 54; ııı, 263, 484; kuşeyrî, er-risâle, ı, 101-102; hücvîrî, keşfü’l-mahcûb (uludağ), s. 222-223, 298; ibnü’l-cevzî, śıfatü’ś-śafve, ıv, 90-97; a.mlf., el-ķuśśâś ve’l-müźekkirûn (nşr. ve trc. m. l. swartz), beyrut 1982, s. 79; ferîdüddin attâr, tezkiretü’l-evliya (trc. süleyman uludağ), istanbul 2002, s. 357-370; ibn hallikân, vefeyât, vı, 165-168; lâmiî, nefehât tercümesi, s. 108-109; aclûnî, keşfü’l-ħafâǿ, ıı, 361; sezgin, gas, ı, 646; a. schimmel, mystical dimensions of ıslam, north carolina 1975, s. 51-52, 200; f. meier, ebū said-i abu’l-hayr, leiden 1976, s. 148-184; e. dermenghem, vies des saints musulmans, paris 1981, s. 129-142; ebü’l-alâ el-afîfî, tasavvuf: islâm’da mânevî devrim (trc. h. ibrahim kaçar - murat sülün), istanbul 1996, s. 138; a.mlf., islâm düşüncesi üzerine makaleler (trc. ekrem demirli), istanbul 2000, s. 135-194; l. massignon, essays on the origins of the technical language of ıslamic mysticism (trc. b. clark), notre dame 1997, s. 180, 182; ali bolat, bir tasavvuf okulu olarak melâmetîlik, istanbul 2003, s. 92-99.

salih çift *
devamını gör...
"irfan sahibi için, cenneti düşünmek ölümdür. cehennemi hatırlamak yine ölümdür. bu iki ölüm arasında nasıl yaşanır? cennetsiz olmaz; cehenneme ise, hiç kimse dayanamaz."
devamını gör...
"allah'tan korktuğun kadar insanlar senden korkar. Allah'ı sevdiğin kadar insanlar seni sever. Allah için çalıştığın kadar insanlar senin için çalışır."
(yahyâ b. muâz)
devamını gör...
birisi yahyâ b. muâz'ın yanında "fir'avn'a yumuşak söz söyleyin" âyetini okuyunca, yahyâ ağladı ve "ya rabbi! ben ilâhım diyene rahmetin bu derece ise, ya sana sen ilâhsın diyerek seni tevhîd edene rahmetin ne derecedir?" dedi.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar