yaşamak

cahit zarifoğlu´nun çeşitli tarihlerde yazdığı günlüklerden oluşur. "ne çok acı var..." diye başlar; aşktan, işten, şiirden, türkiye´den bahseder. okuduğum en iyi kitaplardan biridir. belki de yazılmış en iyi kitaplardan biridir. usulca kanımıza karışır.
bu cümlelerden herhangi birine bile kafa yorsak; kim bilir ortaya ne aşklar ne acılar çıkar;

"halkın inanmadıklarına bina edilmiş sistemlerle kaybettik."
"bir dostun deyimi ile modern haçlılar olan turiste ve onun yıkımına karşı bizi çökertmeyen yine de köylümüzdür."
"ruhumuzun batıdan aldığı lekelerden ancak Allah bizi arındırabilir."
"insan, gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi? on yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlılarınki kadar yürekleri dolu."
"necip fazıl batılılardan wagner´e benziyor. o da çelik gibi sinirleri olan bir hoş dehadır."
"o genç aşık anlayışla karşılandığı bir çevrede ağlayabilmek için köyünden çıktı, kilometrelerce yürüyerek ona gitti."
"ruha ve öteki dünyaya inanmayan maddeperest sendikaların, işçileri insanın para hırsından vurarak, gözlerine siperlikler takılan payton atlar gibi sadece daha fazla ücret hedefine götüren ihanetleri yüzünden bir kere daha ve fakat büyük kaybediyorlar. ve makina, bütün bu kayıplarda bulduğu boşlukları, barbarca kendisiyle dolduruyor."
"çünkü göç eden bir kuş sürüsü görmek; bir deprem seyretmek gibidir."
"bütün büyük anlar yalnızlıktan yontuldu."
devamını gör...
boş ve amaçsız olmamalıdır ...


yaşamaya dair



yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.


diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

nazım hikmet
devamını gör...
doğaçlama oynanan bir tiyatroya benzer. kimin hangi rolü oynayacağı önceden belirlenmemiştir. herkes kendi yolunu çizer; kimisi sahneden uzak durmaya çalışır, kimisi suflörden gelecek üç beş kelime ile hayata tutunur, kimisi sahnenin tozunu attırır...
devamını gör...
orhan veli kanık şiiri.

ı

biliyorum, kolay değil yaşamak,
gönül verip türkü söylemek yar üstüne;
yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
gündüzleri gün ışığında ısınmak;
åžöyle bir fırsat bulup yarım gün,
yan gelebilmek çamlıca tepesine...
-bin türlü mavi akar boğaz'dan-
her şeyi unutabilmek maviler içinde.

ıı

biliyorum, kolay değil yaşamak;
ama işte
bir ölünün hala yatağı sıcak,
birinin saati işliyor kolunda.
yaşamak kolay değil ya kardeşler,
ölmek de değil;
kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
devamını gör...
yaşamak
bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana

ismet özel
devamını gör...
zülfü' de güzel anlatmamış mı ?

gözünde bir iz bulur
aydınlanır genişler ufuk
bir gün kapanır bütün kapılar
öksüz bir dünyada
yalnız bir dünyada
bakar kalırsın çaresiz

işte böyle hüzün dolu
işte böyle kırık bir şey yaşamak

tanıdık geceler bildik kaygılar
kentler köprüler uzayan yollar
kendi düşlerinden yorgun bir ozan
direnir acıya tek başına
işte böyle onurlu bir şey yaşamak

damarda akan kanın hışırtısı
penceremin dışında tomurcuk bahar
havada taze somun kokusu
her şeye rağmen ayakta kalmanın mutluluğu
işte böyle delicesine
işte böyle coşkulu bir şey yaşamak
devamını gör...
yaşamak alışmaktır demiş şair *..ve devam etmiş

bunu sen de bilirsin
alışmak yaşamaktır bakıp bakıp kendine
yaşamak bir gün uyanmaktır
birgün birdenbire yalnız kalmaktır
yaşamak alışmalardan sonra
alıştığın her şeyle savaşmaktır

tabii ki murat özyüksel bestelemiş. teoman da güzel yorumlamış.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar