yazarların rezil olduğu anlar

kendi kendine rezil oldukları anlardır.

havadaki sineği alkış arasında öldürmek isterken el arasına sıkıştırılan burnun hissettirdiğidir.

aga kamikaze pilotu gibiydi burun normal boyutlarda.
devamını gör...
özel bir kuruma, takla atarak girdiğim andı. içerisi deli kalabalık. ve ben yerlerdeyim. bir kaç kişi kolumdan tutup kaldırdı. su verdiler falan ama titremekten suyu içemedim. yaralanan dizlerimin acısını hissetmemiştim bile utancımdan. kuruma bir girişim vardı bir de çıkışım. böyle topallayarak saç baş dağılmış falan. uf çok kötüydü. bir daha da gitmedim oraya zaten.
devamını gör...
lisede nurcuların dershanesine gitmiştim. dershanemizin kapısı bir ara sokağa açılıyordu ve direk yoldan yükselen bir kaç merdiven ve küçük bir düzlük vardı. ramazan bayramına yakın bir tarihte evimize ziyaretimize gelecek olan rehber hocam ve bir kaç farklı hoca ile beraber dışarıda bir kaç arkadaşın yukarıdan inmesini bekliyoruz. ben bu sırada merdivende dikiliyorum ve tam karşımda ve asfaltta ise fizik hocam duruyor. fizik hocam bir anda konuşmaya başladı bende onunla konuşmaya başladım. sorduğu sorulara gayet güzel cevaplar veriyorum. yaptığı şakalara gülüyorum yeri geliyor ben espiri yapıyorum filan ama o gülmüyor . neyse muhabbet bir anda değişti ben de anlam veremedim neden değiştiğine ama yine de gülümsüyor ve hı hı tabi evet hocam haklısınız gibi ifadeler kullanıyordum ayıp olmasın diye. daha sonra fizik hocam neyse bayramda da görüşemeyeceğiz gibi bir ifade kullandı. bunu duyan ben vallahi hocam ya diyerek sarıldım adamın boynuna. adam da tık yok. hiç hareket bile etmiyor. sonra ben utanarak yavaşça adamın boynundan ayrıldım ve arkama döndüğümde başka bir hocanın var olduğunu ve fizik hocamın aslında onunla konuştuğunu fark ettim. neyse sonrasında baya gülmüştük ama.
devamını gör...
arkadaşlarla balık ekmek yemeye gittiğimiz çok güzel, tavanından balık ağları sarkan, duvarlarında plaklar olan ufacık bir yer vardı. bir gün yine oradayız. servis yapan temiz yüzlü ablayla biraz muhabbet ettik, "balıkları babanız mı tutuyor?" diye abuk bir soru sordum. kadıncağız da, "o benim babam değil, eşim." demişti. rezil olmuştum. sonra "ayy çok genç gösteriyorsunuz." diye ikinci bir pot daha kırdım. kadın, "zaten ben ondan küçüğüm, gencim." dedi. sonra sustum.*
devamını gör...
bundan 8 sene önceydi. üniversiteyi yeni kazanmışım. kanım öyle dikine akıyor ki. breh breh breh... uslandık azizim.

sadede gelelim.

özlem diye bir arkadaşım var. kulakları çınlasın eski sevgililerimle kavga sebebidir her zaman. 30'uma kadar evlenemezsem seni alacam diyen bir tip. red cevabı alıyor tabi ki. hâlâ görüşürüz.

neyse.

yurdun merkez kantininde bununla oturuyoruz. o zamanlar hatunlara servis yaptırma olgunluğuna erişememişim ki; çay almak için ocağa kalktım. özlem'den bir şey isteyip istemediğini sordum.

o da;

bir tane "erikli" su istedi.

o zamanlar da meyveli aromalı sular var piyasada. soda falan değil. bildiğin bir litrelik meyve aromalı hafif sular var. onlardan biri olduğunu düşündüm.

ocaktaki abladan bir çay bir de "erikli" su istedim. elime normal suyu verdi.

- abla bu normal su. ben "erikli" istiyorum dedim.

abla da:

- erikli canım o. "hayat" var bir de "erikli" var zaten başka yok ki.

dedi.

dolaba gözüm ilişti. evet "erikli" bir su markasıydı. çaktırmamaya çalıştım. ablanın çaktığını sanmıyorum zaten de ben kendi kendime rezil olup pis çakmıştım kendime. yazık lan bana ne badireler atlattım. düşe kalka geldim ben bu yaşıma...
devamını gör...
benim bir arkadaşım, bir de ablam var aynı isme sahipler. geçen gün ablam mesaj attı ben arkadaşım sanıp, takılıyoruz kanka, tarzında abuk subuk konuşup başımdan savdım.
bu gün mesajlara tekrar gözüm ilişti ve ablam olduğunu anladım. Allahım tüm iyi niyetiyle halimi hatrımı soran ablama ergen muhabbeti ve tribi yapmış gibi oldum resmen. rezil oldum rezil. bu durumu acilen toparlamam lazım.
devamını gör...
ücretli öğretmenliğimin ilk günüydü bugün. ayakkabılarımın ikisinin de arkası yırtılmış*, haberim yok. kimse de söylemedi sözlük. onca öğrenci peşimde, diğer öğretmenler falan. rezil oldum. hayır sefilliğin dibindeymişim. asıl beni endişelendiren de, müdür sürekli bana ders yazmak istiyordu. oysa cuma günü yeni öğretmen gelecekmiş, umurumda değildi. öylesine takılacaktım. adam habire beni derse soktu. bari ders parasıyla ayakkabı alsın mı dedi ne düşündüyse artık. Allah'ım, yerin dibine girdim. hala midem bulanıyor sözlük. of demek istemiyorum ama kendimi durduramıyorum. off.
devamını gör...
birkeresinde kız istemeye gitmiştik. kız evinde babam bana; oğlum mutfaktan su getir bana demişti. çok zor durumda kalmıştım. birşey diyemedim sonuçta babam atamız yani.. zaten kızıda vermediler.
devamını gör...
hiç unutmam, unutamam; geçen yıl pratiğe dayalı öğretim haftasındayız. bu vakitlerde sınıf 6-7 kişilik gruplara ayrılır ve her grubun başına 2 hoca tayin edilir, ortada bir vaka olur ve herkes kulaktan duyma bilgileriyle teşhis koymaya çalışır, bir nevi doktorculuk gibi bir şey. eğlenceli de aslında. neyse işte ilk gün pek çok kere söz hakkı aldım başarılı öğrenci profili çizdim. ah yapmaz olaydım ki ikinci gün bu performansımdan ötürü hoca beni yazıcı seçti tahtaya kaldırdı. hocalarımızdan biri dahiliye uzmanı diğeri göğüs hastalıkları uzmanı. bana akciğer çiz dediler. ellerim titreye titreye güzel gidiyor pekiştirmeleri eşliğinde sağ akciğeri çizdim gaza da geldim hani. tıpkısının aynısı bir tane de sol akciğer çizdim. cık cık cık sesleri yükselmeye başladı ama anlamadım. e şimdi kalbi nereye çizeceksin dedi hocanın biri sol akciğerin altına solucana benzeyen bir şekil çizdim. işin kötüsü dolaşım sisteminden daha yeni sınav olmuştuk. herkes gülmeye başladı. hocalar şaşkın hatta hocanın teki, ne yani kalbin yerini bilemedi mi şimdi, nasıl ama diye söylenmeye başladı. rezalet neymiş işte o vakit anladım. (sol akciğer arkasında kalp olduğu için sağ akciğerden küçüktür ve iki akciğer simetrik değildir.)
devamını gör...
bugün gelen yabancı uyruklu öğrenciye "nerelisin" diye sorduğumda çocuğun verdiği "etiyopya" cevabına "hımm güzel ütopya" diye karşılık verdim. kara kara gözlerle bana bakmasa ayıkacak değildim. bozuntuya vermedim ama gülmemek için dudaklarımı kaç dakika ısırdım bilmiyorum. o an sanki o ülkenin adının ütopya olması normalmiş gibi geldi kafam nerdeyse artık *
devamını gör...
bir gün yine cemaat evlerinden birindeyiz.. abinin biri mantı yapmış herkes yemeğini yiyor falan.. ben de babamın dedesinin yemen savaşına gideceğinden bahsedeceğim.. hemen girdim olaya.. adam 11 yıl askerlik yapmış diye.. ve akabinde "askere gitmeden önce iki çocuğu varmış geldiğinde beş tane çocuğu varmış" dedim.. adamlar gülmeye başladılar tabii.. hatta birisinin burnundan kola turka çıktı.. o derece gülüyorlar bana.. ben de anlam veremiyorum.. hatta yanımdakine soruyorum "neye gülüyorlar lan bunlar" diye.. neyse yaklaşık bir beş dakka güldükten sonra birisi "lan o üç çocuk kimdenmiş? muhtardan mı? ahahahah" dediğinde nasıl bir pot kırdığımın farkına vardım.. hayır atladığım yer bizim dedenin sürekli askerden kaçmasıydı.. yani zaten adam sürekli askerden kaçtığı için askerliği o kadar uzamış.. ama iş işten geçmişti.. *
devamını gör...
onca rezilliğime, potlarıma rağmen şuraya yazacak bir kalemin şu an aklıma gelmediği durumlar.

neyse bunu yazayım da içimde kalmasın bari.
devamını gör...
üç günlük ücretli öğretmenliğim esnasında,

-öğretmenim bir tane soru sorabilir miyim sınıfa?
+tamam ablacım dersin sonunda sor.

not: ablacım ne ya, çok utanmıştım.
devamını gör...
tam italyan iş adamları gelmiş, toplantı yapıyoruz. bi an mouse yere düştü. bende eğilip alayım dedim. ve pantolonum yırtıldı, baştan aşağı yırtıldı hemde. ne yapayım bilemedim. adamlar oh no filan dediler gayet normal ama ben utancımdan mağmaya doğru iniş yaptım. kilo mu aldım ne?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar