yetim tanımlar

15805. (Tematik)
sünnetten ve akıldan uzaklaşmış şizofreniye doğru yol almış kişilerdir islam ictihad dinidir böyle sapıkların arkasından gidilmemelidir.siz zaten bu gavsları mavsları kendini peygamberin bile üstünde Allah a yakın bir yerlerde gören sapıkları biliyosunuz zaten adlarını yazmayacağım ama izinden gitmemiz gereken doğru yolda olan ehli sünnet imamlarını bilmeliyiz işte onlar.

(bkz: imam gazali)
(bkz: imam-ı azam)
(bkz: imam şafii) ------------------------------->mümkün olduğunca bu alimlerin eserlerine önem veriniz.
(bkz: imam maliki)
(bkz: imam ı hanbeli)

yukarıdakiler gerçek büyük islam alimleridir diğer hocaların öğretileri yukarıdakilerle karşılaştırılmalı sahihliği sorgulanmalıdır yukarıdaki imamlarda kuran-ı kerim ile sorgulanmalıdır islam akıl dinidir ictihad dinidir.
devamını gör...
15807. (Tematik)
bunları da yazayım da millet görsün

yukarıda ki akıl ilim ictihad sünnet ve şeriat yolu hakk yolu alimleri dışında kalan tasavvuf düşkünleri

(bkz: mevlana)
(bkz: imam rabbani)
(bkz: said nursi)

bunların yazdığı eserleri okumayınız çünkü doğru yolda gittiklerini sansalarda akıl hastası olduklarından saçma ve islama uymayan cümleler sarf etmiş ve şizofreni olma ihtimali olan kişilerdir kendilerine kafir diyemem kalpleri Allah bilir ama şeriate uymayan cümleleri var bunların.
devamını gör...
15810. (Tematik)
birçoklarının, imam gazalî’nin “el-munkızu min ed-dalâl” adlı eserinde mutasavvıfları en doğru yol üzerinde topluluk olarak nitelendirmesinden hareketle, günümüz “tasavvufçuları”nın da aynı şekilde görülmeleri gerektiğini düşündüğü biliniyor. burada gözden kaçırılan nokta şu: imam gazalî mutasavvıflardan söz ederken, bugün bizim “tarikat ehli” diye bildiğimiz kitlelerin sahip olduğu özelliklerden daha farklı niteliklere işaret etmektedir.

nitekim sözkonusu kitapta, doğruyu ve hakkı arama iddiasında olan insanları dört gruba ayırır ve her birinin özelliklerini anlatır. bu gruplardan birini “tâlimiye” diye adlandırmaktadır. tâlimiye, “tâlim”den, yani “öğretme”den türetilmiş bir kelime.. imam gazalî, “tâlimiye” diye adlandırılan kitlenin özelliği olarak, hakkı öğrenmek ve bilmek için insanın her devirde daima bir öğreticiye ihtiyacının bulunduğu iddialarını aktarmaktadır. yani bu kitleye göre, “masum bir imam” veya bugünün kavramlarıyla ifade etmek gerekirse, “günahsız, hatasız bir önder”, insanın hakkı bilmesi ve öğrenmesi için şarttır ve kurtuluş ancak onun izinden gitmekle mümkün olabilir.

gerçek mutasavvıflar içinse, kur’an ve sünnet’e sımsıkı sarılmak, bunu lafta bırakmayıp uygulamak, büyük ve küçük demeden bütün günahlardan uzak kalmaya çalışmak, ilmiyle amel etmek, niyetini ve kalbini düzeltmek önemlidir. günümüz tarikat ehline gelince, önemli bir kısmının, geçmişin mutasavvıflarından ziyade, imam gazalî’nin “tâlimiye” diye adlandırdığı kesime benzediği, tasavvuftan nasiplerinin şeyhlerin konumunu abartmaktan ibaret olduğu, bu konuda aşırılık sergiledikleri açıktır.

imam gazalî’nin sufî taifesiyle kimleri kastettiğini anlamak için şu ifadesine dikkat etmek gerekir: “mezkur ilimleri tetkik ettikten sonra, bütün gücümle sufîlerin yoluna yöneldim ve yollarının ancak ilim ve amelle tamamlandığını anladım.” (el-gazzâlî, dalâletten hidayete, çev. a. s. furat, istanbul: şamil y., 1972, s. 59)

buradaki “ilim ve amel” ifadesine dikkat etmek gerekiyor.

şu ifade de önem taşıyor: “bu tarîkatın (yolun) tekbiri mesabesinde olan anahtarı, kalbin tamamiyle Allah zikriyle müsteğrak ve sonunda, Allah’ta tamamiyle yok olmasıdır.” (s. 64)

ilimsiz, amelsiz ve zikirsiz tasavvuf, yazısız kitap gibi birşeydir. ilimsiz tasavvuf olmaz, cahilin sofusu ancak şeytanın maskarasıdır.

imam gazalî kendi dönemindeki, yani bundan 900 yıl öncesindeki durumu şöyle anlatır: “insanlar arasına girmenin üçüncü faydası da, terbiye etmek ve edeb öğrenmektir. yani insanlar arasına girmekle onların zahmet ve eziyetlerine katlanır ve bu hususta nefis mücahedesi yapar ve bu sayede nefsine ve şeytana galebe çalar.... işte, geçmiş asırlarda başlangıç böyle idi, fakat şimdi insanlar arasına girmeğe bozuk maksatlar karıştı. dinin diğer şiarları mihverinden çıktığı gibi, insanlar arasına girmekteki gaye de istikamet kanunundan ayrıldı. görünüşteki hizmet ve tevazudan maksat, adam çoğaltmak ve servet edinmek oldu....” (ihya, c. 2, çev. a. serdaroğlu, s. 607.)

imam gazalî konuyla ilgili olarak şunları da söylemektedir:

“... şu kadar ki, zamanımızın mutasavvifesi, batınları fikir zevkinden ve amelin inceliklerinden mahrum olup, tenhalarda Allahü teala’yı zikirle ünsiyet edemediklerinden ... onlar için inşa edilmiş kervansaray ve tekkelerde dolaşarak, oralarda gelen geçene hizmet edenleri kendilerine bağladılar. kendi akıl ve dinlerini maskara ettiler. çünkü iş ve güçleri riya ve gösteriş, şan ve şöhret kazanmak, türlü hilelerle servet edinmektir.... müridlere faydalı bir terbiye vermez, onları kötülüklerden menetmezler. yünden ve deriden elbise giyer, tekkelerde keyiflerine bakarlar. şatahat ve taşkınlık edenlerin bazı yaldızlı sözlerini ezberler, onları okur ve kendilerini söz, kıyafet, seyahat ve görünüşte onlara benzetmeğe çalışır, kendilerini hayır yolunda zannederler.... tasavvuf tamamen çöküntüye uğradı ve mahvoldu.” (a.g.e., c. 2, s. 635.)

demek oluyor ki imam gazalî’nin mutasavvıflarla ilgili övgü dolu sözleri esas itibariyle kendi zamanından önce yaşamış sufîlerle ilgilidir. onun şu sözleri de, mutasavvıf olarak kimleri gördüğünü ortaya koymaktadır:

“... sofu, salahın üstünde diğer iyi vasıfları ile dininde adil ve salih kimse demektir.... şayet fasık sofu diye bir şey düşünülecek olsa, kâfir sofu, fakih yahudi de düşünülebilirdi. fakih, muayyen bir müslüman demek olduğu gibi, sofu da dininde yalnız kendisiyle adalet hasıl olacak miktar ile iktifa etmeyip, bunun üstünde kendine has bir adalete sahip olan kimsedir.” (a.g.e., c. 2, s. 636.)

yani burada asıl ölçü herhangi bir şeyhe intisap etmiş olmak veya bir tarikate girmiş bulunmak değil, “salih” olmaktır. konuya bu açıdan bakıldığında, günümüz tarikat mensuplarının büyük çoğunluğunun aslında mutasavvıf ya da sûfî olmadıkları, bu ismi takınmakla yetindikleri anlaşılır. bir başka deyişle, günümüz tarikatlarında genellikle tasavvufun ismi var, aslı yoktur.

konuyla ilgili olarak kelâbâzî de, tasavvufun ilk temel eserlerinden olan “ta’arruf”unda, bundan bin yıl öncesi için şöyle demektedir:

“... daha sonra (bu yola) rağbet azalmış, istek zayıflamış, netice olarak da (tasavvuf yolu) ‘soru-cevap’, ‘kitap-risale’ şekline dönüşmüştür (yaşanır olmaktan çıkmış, söylenir ve yazılır duruma gelmiştir).... vaziyet anlatıldığı şekilde devam etti. nihayet mana gitti, isim kaldı. hakikat kayboldu, şekil zuhur etti. sonuç olarak hakikatı aramak bir süs, onu tasdik etmek bir zinet haline geldi. tasavvuftan anlamayanlar sufîlik iddia etti, sufîlik vasfına haiz olmayanlar tasavvufla süslenmeye özendi. tasavvufu kabul ettiklerini dilleri ile ikrar edenler, davranışlarıyla bu yolu inkar etti. tasavvufu halka açıklama durumunda bulunanlar, bu yolun gerçek mahiyetini gizli tuttu, tasavvuftan olmayan şeyleri tasavvufa soktu. bu yoldan olmayan şeyleri bu yola nisbet etti. böylece bu yolda hak olanı batıl olarak gösterdi, gerçekten tasavvufu bilenlere cahil adını taktı.... anlatılan durumun neticesi olarak gönüller tasavvuftan nefret etti, vicdanlar sufîlerden hoşlanmaz oldu....” (ta’arruf, çev. süleyman uludağ, 2. b., istanbul: dergah y., 1992, s. 48-49.)

imam-ı rabbanî de şöyle demektedir: “... bu zamanda, kendilerini sofiyeye benzetenler dahi, bu kötü ulema hükmündedir; bunların fesadı da başkalarına sirayet eder.” (mektubat, c. 1, çev. a. akçiçek, s. 164.)

kuşeyrî (ö. 1072) ise, kendi zamanı için şöyle konuşmaktadır:

“biliniz ki (allah’ın rahmeti üzerinize olsun) bu taifeye mensup olan gerçek sufîlerin çoğunun nesli tükenmiştir. zamanımızda bu zümrenin eserlerinden başka birşey kalmamıştır. nitekim şu şiir bu hali çok güzel anlatmaktadır:

“ ‘çadırları onların çadırlarına benziyer, fakat çadırların içinde duran kabilenin kadınlarının, sevgilimin kabilesine ait çadırların kadınlarından başka olduğunu görmekteyim.’

“bu yolda (tasavvuf yolunda) zamanla bir duraklama ve gevşeme meydana gelmiştir. hatta doğrusunu söylemek gerekirse bu yol hakiki manasıyla yok olup gitmiştir. kendileriyle hidayete ulaşılan şeyhler vefat edip gitmiş, onların sîretine ve yollarına tabi olan gençler azalmış, vera kaybolmuş, vera sergisi dürülmüş, tamah kuvvetlenmiş, hırsın kökleri ve bağları sağlamlaşmıştır. dine (şeriat) hürmet hissi kalplerden silinmiştir. zamanın sufîleri dine karşı kayıtsızlığı menfaat temin etmenin en güvenilir vasıtası olarak kabul etmişler, haram ile helal arasındaki farkı bir tarafa atmışlar, dine ve din büyüklerine karşı saygısız olmayı din haline getirmişlerdir....

“sonra bu çeşit kötü şeyleri yapmaya da razı olmamışlar, hatta bunun da ötesinde en yüksek manevi hallere ve hakikatlere işaret etmişlerdir. bununla birlikte kulluk boyunduruğundan kurtulup hürriyete sahip olduklarını, Allah’a vuslat halini gerçekleştirdiklerini, daima hak ile kaim olup fena ehline katıldıklarını, üzerlerinde kendi iradelerinin değil de ilahî hükümlerin yürürlükte olduğunu, nefsaniyetlerinin yok olup fena makamında bulunduklarını, yaptıkları veya terkettikleri şeyler için çekiştirilip azarlanamayacaklarını, ahadiyyet sırlarının kendilerine keşfolunduğunu, cismanî varlıklarının tamamen alındığını, üzerlerinde beşerî hükümlerin kalktığını, fenaya erdikten sonra samedaniyyet nurlarıyla baki olduklarını, konuştukları zaman söyleyenin başkası olduğunu, tasarruflarında veya tasarruf olundukları şeylerde kendileri değil, kendilerinin yerine başkasının naib olduğunu iddia etmişlerdir." (abdülkerim kuşeyrî, kuşeyrî risalesi, çev. hoca sadeddin efendi, istanbul: yasin yayınevi, 2003, s. 19-21.)

kimse imam gazaliye laf atmasın bu konuda o zamanki tasvuf ile şu anki sapıklık arasında büyük fark var.

edit:bunu eksileyen neyini yanlış buldu anlamadım arkadaş kırın şu zincirlerinizi.
devamını gör...
15812. (Tematik)
100 yılda bir müceddid gelmesi pek sahih bir hadis değidir 3. ağızdan verilmiş bir hadistir hadi diyelimki 100 yılda bir müceddid geliyor hiç bir zaman masum değil bizim gibi günhkardır Allah hz muhammede (s.a.v) e bile tövbe et diyor bu rabbani mevlana said nursi gibi Allah ı yok haşa tövbe tövbe söylemeye bile utanıyorum kadın kılığında gördüğünü söyleyen şizofrenik müslümanların öğretileri insanı şirke götürür.

not:selefi veya harici vya vahhabi değilim koyu bir imam ı azam ve gazali taraftarıyım.nların yolu hz ali nin hz osman ın hz muhammed in yoludur.allah ayırmasın bizi.
devamını gör...
15814. (Tematik)
sözlüğün en kıymetli yazarlarıdır, şüphesiz.

sözlüğe giriş yaptığımda önce oylanan entry'lerime, daha sonra da bu yazarların son yazdıklarına bakıyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar