zelle

arapça'da "ayak kayması" anlamındaki fiil. yalnız islam literatüründe daha çok peygamberlerin yaptığı bazı hataları ifade eden terim olarak kullanılmıştır.

peygamberler zorunlu olarak günah işlemeleri mümkün olmayan insanlardır. zira günah işlemeleri insanların inançlarında tamir edilmez hasarlara yol açar. bu yüzden akaid ve kelam bilginleri "peygamberlerin günah işlemesi muhaldir." demişlerdir. "ismet" sıfatı da bunu ifade eder. bununla beraber, büyük peygamberler* de dahil hepsi bazı küçük hatalar yapmışlardır ve bunlarkur'an'da ve hadislerde geçer. aklımıza gelen bazıları şöyle;

-hz. adem'in cennetten çıkarılmasına sebep olan fiili.

-hz. yusuf bir iftiradan ötürü zindana atılmıştı. yanındaki arkadaşlarından biri serbest bırakılırken "arkadaşına beni de söyle ki çıkmam için yardım etsin" manasında bir istek de bulunmuştu. bunun üzerine yedi senedir zindanda kalan hz. yusuf'a ilahi olarak yedi yıl ceza daha verildi. zira yardımı Allah'tan değil bir insandan istemişti.

-hz. peygamber müşriklerin ağır toplarına islam'ı anlatırken yanına âmâ biri gelmiş ve ona islam'ı anlatmasını istemişti. ancak peygamber efendimiz, bu kadar müşriği birarada bulmanın verdiği iştiyakla islam'ı onlara anlatmayı yeğlemişti. âmâ'nın -ki adı ümmü mektum'dur ve daha sonra peygamber'in medine'deki vekili olacaktır - arzusuna karşılık vermemiş, ona sırtını dönmüştü. bu yüzden Allah, abese suresinde peygamber efendimizi bu hareketinden dolayı te'dib eder.

bunlar sadece bir kaç örnek. bazı islam bilginleri zelle'nin varlığındaki hikmetin, insanların peygamberlerini haddinden fazla yüceltip putlaştırmalarını engellemek ve onların da birer insan olmasını vurgulamak olduğunu belirtirler. nitekim bu anlayışa sahip müslümanlarda, hıristiyanların hz. isa'yı tanrılaştırdıkları gibi bir anlayışa rastlanmaz.
devamını gör...
ayak sürçmesi, ayak kayması.

"peygamberlerin hata ile veya unutarak yaptıklara kusurları, ifade eden bir terim (aliyyü'l-karî, şerhu fıkhı'l-ekber, mısır 1323, 51, 53).

peygamberler aslında günah işlemezler. onlar "ismet" sıfatına sahiptirler. ancak, istemeden bazı kusurlar işlemeleri de mümkündür. şu kadar var ki böyle bir hata işleyen peygamber hatasına devam etmez. Allah onu derhal uyararak hatadan uzaklaştırır, yanlışını düzeltir.

zelle, efdal (en üstün) olanı terkedip, fadıl (üstün) olanı yapmaktır şeklinde de izah edilir (ebu'l-berekât abdullah en-nesefî, tefsir, iv, 365). bu izaha göre, zelle bir kusur olmaz. fakat peygamberlere yakışan daima en üstün olan davranışta bulunmak olduğu için, zelle işleyen peygamber'in dikkati çekilir.



-fethullah gülen putlaştırıcılarına ithafen efem.kıtmirim diyip duran hocanıza neredeyse fanusa alacaksınız.insan değil mi bu adam?
devamını gör...
zelle. (الزلّة)

mükellefin bir kastı olmadan yaptığı yanlış veya işlediği günah anlamında terim.

sözlükte “ayağı kaymak, sürçmek; hata etmek, yanılmak” anlamındaki zell (zülûl) kökünden türeyen zelle “sürçme, yanılma” demektir (çoğulu zellât; kāmus tercümesi, ııı, 1342-1343; el-müncid, “zll” md.). terim olarak “mükellefin bir kastı olmadan işlediği hata” mânasına gelir. zel/zülûl kavramının kur’an’da yer aldığı dört âyetin üçünde kuldan sâdır olan zellenin şeytanın tahrikiyle gerçekleştiği belirtilmekte (el-bakara 2/36, 209; âl-i imrân 3/155), birinde ise samimiyetten uzak yeminin kişiyi hak yoldan saptırdığı ifade edilmektedir (en-nahl 16/94). a. j. wensinck’in el-mu`cemü’l-müfehres’inde (“zll” md. [ıı, 341]), imam mâlik’in el-muvaŧŧaǿı dışında kalan sekiz hadis kaynağındaki rivayetlerde zülûl kavramı yer almaktadır. zülûl, bu rivayetlerin çoğunda mecazi mânada hak-bâtıl mücadelesini konu edinen bir içerik taşımaktadır. resûlullah’ın, evinden her çıkışında yukarıya doğru bakarak şöyle dua ettiği nakledilir: “allahım! doğru yoldan sapmaktan veya saptırılmaktan, ayağımın hak yolundan kaymasından veya kaydırılmasından sana sığınırım” (ebû dâvûd, “edeb”, 103; tirmizî, “da`avât”, 28). hz. ömer, ziyâd b. hudeyr’e islâmî hayatı neyin sarsacağını sorduğunda ziyâd bilmediğini söylemiş, bunun üzerine ömer şöyle demiştir: “islâm’ı âlimin zellesi, münafığın kur’an’a dair tutarsız sözleri ve halkı yanlış yola sevkeden idarecilerin yönetimi zedeler” (dârimî, “muķaddime”, 23).

kaynaklarda zelle iki şekilde tanımlanmıştır. ebü’l-berekât en-nesefî’ye göre zelle, yürüyen kimsenin çamurda kayması gibi herhangi bir kasıt olmadan ilâhî emre aykırı biçimde işlenen fiil (medârikü’t-tenzîl, ı, 108), tehânevî’ye göre mükellefin meşrû bir işi yaparken gayri meşrû bir işe düşmesi veya kasıt olmaksızın yapılan küçük günahtır (keşşâf, ıı, 303). ebü’l-yüsr el-pezdevî ve beyâzîzâde ahmed efendi gibi mâtürîdî âlimlerince zelle peygamberlere nisbet edilmesinden hareketle, “nübüvvet döneminde peygamberlerden yanılma veya unutma sebebiyle zuhur eden küçük günahlar” şeklinde açıklanmış (uśûlü’d-dîn, s. 167; işârâtü’l-merâm, s. 322), eş‘arî, mâtürîdî ve mu‘tezilî âlimlerinin bir kısmı zelle yerine “sagāir” (küçük günahlar) tabirine yer vermiştir (cüveynî, s. 356; fahreddin er-râzî, `iśmetü’l-enbiyâǿ, s. 39-40). bazıları da “yanılarak, hata ederek işlenen küçük günahlar” ifadesiyle yanılma ve hataya vurgu yapmıştır (teftâzânî, şerĥu’l-maķāśıd, v, 49-60; devvânî, s. 82-83). zelle yerine mâsiyet kavramı da kullanılmıştır. hanefî-mâtürîdî âlimleri ise peygamberler hakkında sagāir kelimesine özellikle yer vermemiş, bunun yerine zelleyi tercih etmiştir (mâtürîdî, xıv, 9-10; ebü’l-yüsr el-pezdevî, s. 167). ebü’l-leys es-semerkandî zelle ile sagāir arasında bir fark olmadığını söylerse de (şerĥu’l-fıķhi’l-ekber, s. 26) ebû hanîfe, peygamberlere nisbet ettiği zelle ve hataları küçük ve büyük günahlarla ahlâkî zaaflardan (kabâih) ayırmıştır (ali el-kārî, s. 56-57). ebü’l-müntehâ da zelle kavramının hata, sehiv, nisyan gibi kasıtsız fiilleri kapsadığına, bunlarla zelle arasında umum-husus ilişkisi bulunduğuna dikkat çekmiştir. buna göre her hata zelledir, fakat her zelle hata değildir; çünkü zelle bazan hata, bazan nisyan, bazan sehiv, bazan da evlâ ve efdal olanı terketmektir ve bunların hepsi peygamberlere nisbet edilebilir (şerĥu’l-fıķhi’l-ekber, s. 38-39).

islâm literatüründe zelle peygamberlerin günahlardan korunmuşluğu (ismet) bağlamında ele alınmıştır. onların ismeti ve zellesi Allah ile insanlar arasında elçilik görevlerine, örnek olma konumlarına ve başkalarında bulunmayan bazı sıfatları taşımaları hikmetine dayandırılmıştır. peygamberlerin aklıselim sahibi (fetânet), güvenilir (emânet), doğru sözlü (sıdk), risâlet görevine zarar verecek ahlâkî, zihnî ve bedenî kusurlardan uzak olması gerekir. bizzat imam mâtürîdî ve mâtürîdîler’in büyük çoğunluğu peygamberlerin zelle işleyebileceğini kabul eder (ebü’l-leys es-semerkandî, s. 26; ebü’l-yüsr el-pezdevî, s. 167). mâtürîdî’ye göre peygamberlerin günah işlemesi ve Allah’ın bundan dolayı tövbe etmelerini bildirmesi aklen mümkünse de bunun mahiyeti insanlar tarafından idrak edilemez. ayrıca onların günahları diğer insanlarda görüldüğü gibi çirkin ve yasak olanı işlemeleri değil en faziletli olanı terketmeleridir (teǿvîlâtü’l-ķurǿân, xııı, 401). bazı semerkantlı mâtürîdîler’e göre de peygamberler günah ve kusurlardan korunmuştur ve onların zellesi en faziletli olanı terketmeleridir (ebü’l-yüsr el-pezdevî, s. 167). eş‘arî ise peygamberlerin nübüvvetten önce mâsiyet ve zelle kapsamına giren kusurları işlemiş olabileceğini, ancak nübüvvet döneminde böyle bir şeyin meydana geldiğine dair herhangi bir nas bulunmadığını söyler (ibn fûrek, s. 176). bu görüşü eş‘arî’nin küçük günahlarla zelle arasında fark gözettiği tarzında yorumlamak mümkündür. sonuçta eş‘arîler’in çoğunluğu sehiv ve hatanın günah kapsamına girmediğini, dolayısıyla peygamberin zelle işlemesinin mümkün olduğunu kabul eder (uśûlü’d-dîn, s. 167-168). teftâzânî gibi bazı eş‘arî kelâmcıları, zelle anlamında kullandıkları sagāiri nefret uyandıran ve uyandırmayan fiil şeklinde ikiye ayırmış, peygamberlerin nefret uyandıran sagāirden korunduklarını, nefret uyandırmayan fiilleri ise işleyebileceklerini söylemişlerdir (şerĥu’l-maķāśıd, v, 51; devvânî, s. 82).

mu‘tezile kelâmcıları zelle yerine sagīre kelimesini kullanmış ve peygamberlerin zellesi konusunda farklı görüşler ileri sürmüştür. ebû ali ve ebû hâşim el-cübbâî dahil mu‘tezile çoğunluğunun benimsediği anlayışa göre peygamberlerin bilerek “tane miktarınca dahi olsa” eksik tartmak gibi nefret ettirici sagāir işlemeleri düşünülemez; diğer sagāiri işlemeleri mümkündür. onların günahları bir ictihad ve değerlendirme hatasıdır (fahreddin er-râzî, `iśmetü’l-enbiyâǿ, s. 40). meselâ Allah teâlâ, âdem ile havvâ’ya ağaçtan yemelerini yasaklarken ağaç cinsinden yemeyi murat ettiği halde âdem bizzat işaret edilen ağaçtan yemelerinin yasaklandığını zannetmiş ve aynı cinsten başka bir ağaçtan yemişler, böylece ağaçtan yeme yasağının yorumunda hata etmişlerdir (bağdâdî, uśûlü’d-dîn, s. 168). ca‘fer b. mübeşşir de her ne kadar kendi ümmetlerinden bu noktada sorumluluk kaldırılmış olsa da peygamberlerin sehiv ve hata yoluyla işledikleri günahlardan sorumlu tutulacakları kanaatindedir (a.g.e., a.y.). nazzâm’a göre peygamberlerin kasten, hataen ve te’vilde yanılma tarzında büyük veya küçük günah işlemeleri söz konusu değilse de sehve düşmeleri veya unutmaları mümkündür. onların bilgi ve sezişleri en üst mertebededir ve son derece titiz davranmaları gerekir; bu sebeple nisyan ve sehivden dolayı Allah tarafından kınanırlar (fahreddin er-râzî, `iśmetü’l-enbiyâǿ, s. 40). nazzâm’ın görüşüne meyleden semerkantlı mâtürîdîler’e göre de peygamberler büyük küçük günahlardan ve zellelerden korunmuştur. her iki ekol, peygamberlerin zellelerinin helâl dairesinde yer alan en faziletli olanı terketmeleri anlamında olduğunu kabul eder (ebü’l-yüsr el-pezdevî, s. 167). şîa’nın kanaatine göre de peygamberler ve imamlar Allah’ın hücceti konumunda olup günah ve zellelerden korunmuştur. onların günah işlemeleri mümkün görüldüğü takdirde diğer insanlarla aynı seviyeye gelirler (eş‘arî, ı, 121; fahreddin er-râzî, `iśmetü’l-enbiyâǿ, s. 40).

peygamberlerin zelle işleyebileceğini kabul eden âlimler genelde hz. âdem, mûsâ, hz. muhammed’in ve diğer bazı peygamberlerin günah işlediği izlenimini veren âyetlere dayanmış; âyetlerde günah, isyan, tövbe, istiğfar gibi kelimelerden hareketle peygamberlerin günah işlemiş olabileceğini söylemişlerdir. öte yandan bu nasların ve haberlerin nasıl değerlendirileceği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. öncelikle bu tür haberlerden âhâd yoluyla gelenlere itibar edilmemiş, mütevâtir olanlar ise zâhirî mânaları dikkate alınmayıp te’vil edilmiştir (teftâzânî, şerĥu’l-`aķāǿid, s. 171). peygamberlerin işlediği bu tür fiillerin mâsiyet olduğu kabul edilirse bunların ya vahiyden önce meydana geldiği veya faziletli olanı terkedip daha az faziletli olan bir helâli işleme anlamında olduğu yahut bunun sehiv, hata, unutma sonunda gerçekleştiği belirtilmiştir (ebü’l-leys es-semerkandî, s. 26; ebü’l-yüsr el-pezdevî, s. 167; muhammed b. eşref es-semerkandî, s. 436; fahreddin er-râzî, me`âlim, s. 103). neticede hanefî ulemâsı arasında zelle hakkında şu anlayış benimsenmiştir: peygamberlerin zellesi, en faziletliden daha az faziletli ve en isabetliden daha az isabetli olan fiillere bir yöneliştir ve asla haktan bâtıla, taatten mâsiyete geçiş değildir. onların efdali terketmeleri başka insanların vâcibi terketmeleri gibi anlaşılabileceğinden konumlarından dolayı bu derecede bir hata sebebiyle bile uyarılmışlardır (tehânevî, ıı, 303). bazı âlim ve mutasavvıflarca zelle, peygamberlerin Allah’a yakınlıklarını ve o’nun katındaki itibarlarını yükseltme sebebi olarak açıklanmış (ebü’l-müntehâ, s. 39), bu anlayış, “sâlihlerin iyilikleri Allah’a en yakın olanların kötülükleri gibidir” sözüyle ifade edilmiştir (devvânî, s. 83; rivayet için bk. aclûnî, ı, 406). zelle konusu “ismetü’l-enbiyâ” hakkındaki kitaplarda ele alınmış, bu alanda müstakil çalışmalar da yapılmıştır. ibrahim canan’ın peygamberimizin yanılması meselesi adlı eseriyle (istanbul 1999) müjde tadik’in hazırladığı ismet sıfatı bağlamında peygamber zellelerine ilişkin âyetlere fahreddin râzî’nin yaklaşımı adlı yüksek lisans tezi (mü sosyal bilimler enstitüsü, istanbul 2009) bunlardan bazılarıdır.

bibliyografya:

tehânevî, keşşâf, beyrut 1418/1998, ıı, 303; kāmus tercümesi, ııı, 1342-1343; eş‘arî, maķālât (nşr. m. muhyiddin abdülhamîd), beyrut 1416/1995, ı, 121; mâtürîdî, teǿvîlâtü’l-ķurǿân (nşr. murteza bedir), istanbul 2008, xııı, 401; xıv (nşr. m. masum vanlıoğlu), istanbul 2009, s. 9-10; ebü’l-leys es-semerkandî, şerĥu’l-fıķhi’l-ekber, haydarâbâd 1321, s. 26; ibn fûrek, mücerredü’l-maķālât, s. 176; kādî abdülcebbâr, şerĥu’l-uśûli’l-ħamse (nşr. abdülkerîm osman), beyrut 1416/1996, s. 573; abdülkāhir el-bağdâdî, uśûlü’d-dîn, istanbul 1346/1928, s. 167-168; a.mlf., el-farķ beyne’l-fıraķ (nşr. m. muhyiddin abdülhamîd), beyrut 1411/1990, s. 222; ebû nuaym el-isfahânî, ĥilyetü’l-evliyâǿ, beyrut 1405, ıx, 263; cüveynî, el-irşâd (muhammed), s. 356; ebü’l-yüsr el-pezdevî, uśûlü’d-dîn (nşr. h. p. linss), kahire 1383/1963, s. 167; nûreddin es-sâbûnî, el-bidâye fî uśûli’d-dîn (nşr. bekir topaloğlu), ankara 2005, s. 53; muhammed b. eşref es-semerkandî, eś-śaĥâǿifü’l-ilâhiyye (nşr. ahmed abdurrahman eş-şerîf), küveyt 1405/1985, s. 436; fahreddin er-râzî, me`âlimü uśûli’d-dîn (nşr. tâhâ abdürraûf sa’d), kahire, ts., s. 103; a.mlf., `iśmetü’l-enbiyâǿ (nşr. muhammed hicâzî), kahire 1406/1986, s. 39-40; ebü’l-berekât en-nesefî, medârikü’t-tenzîl, beyrut 1319, ı, 108; teftâzânî, şerĥu’l-`aķāǿid, istanbul 1320, s. 171; a.mlf., şerĥu’l-maķāśıd (nşr. abdurrahman umeyre), beyrut 1409/1989, v, 49-60; devvânî, şerĥu’l-`aķāǿidi’l-`ađudiyye, [baskı yeri ve tarihi yok], s. 82-83; ebü’l-müntehâ el-mağnisâvî, şerĥu’l-fıķhi’l-ekber, istanbul 2007, s. 38-39; ali el-kārî, mineĥu’r-ravżi’l-ezher fî şerĥi’l-fıķhi’l-ekber, istanbul 1375/1955, s. 56-57; beyâzîzâde ahmed efendi, işârâtü’l-merâm min `ibârâti’l-imâm (nşr. yûsuf abdürrezzâk), kahire 1368/1949, s. 322; aclûnî, keşfü’l-ħafâǿ (nşr. yûsuf b. mahmûd el-hâc ahmed), dımaşk 1422/2001, ı, 406.

mustafa akçay *
devamını gör...
peygamberler günahsızdır. peygamberlerin hatalarına biz zelle diyoruz. günah peygamberlerin dışındakiler için geçerli.
devamını gör...
peygamberler melek değidir ve ben kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum diyen bir peygambere sahibiz. zaten kuran'da müşriklerin de Allah bir melek gönderseydi olmaz mıydı, en azından içimizden zengin, itibarlı birini seçseydi diye yakındıklarını anlatılmıştır. bu dinin yaşanılabilirliğini anlatmak açısından bu önemlidir.
devamını gör...
ayak sürçmesi anlamına gelir. islama göre peygamberler günah işlemez yalnızca hataları olabilir buna zelle denir. zelle durumuna düştüğünde de uyarılır, abese suresinde olduğu gibi. yalnız bazı insanlar bunu peygamberlere yakıştırmaz onları bütünüyle günahsız kabul ederler bu yanlış. insan, insan ise hata yapar.
devamını gör...
peygamberimiz için evvela abduhu denir. kul hata yapar ki, gafur ismi tecelli etsin. zelle hususunda ise peygamberlik verilmeden önce günah işlenebileceği, sonrasında ise manevi te'dib ile ancak zellenin olabileceği söylenir. yani hatasız değil ama "peygamberler bile filan günahı işlemiş, benimki normal"e de kapı açıcı değil.
devamını gör...
peygamberlerin günah işlemesi bizler gibi sefih meselelerde değil, mertebesine göre yaptığı yada yapmadığı görevlerle alakalıdır. kur'anda peygamberler için, asi oldu, tevbe etti, Allah onların tevbesini kabul etti, günahına istiğfar et gibi günah işlediklerine dair karineler mevcuttur.

---alıntı---
hz. aişe (r.a.) anlatıyor.
peygamberimiz geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar ibadet ederdi. ben kendisine,

"ey Allah'ın resûlü, geçmişte işlenmiş ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan günahlarını Allah teâlâ bağışladığı halde, niçin bu kadar yoruluyorsunuz?" dedim. peygamberimiz:

"ya aişe, Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu."

buhari, teheccüt, 6; müslim, kitabu sıfati'l-müsafirine ve kasrihim, 18.)

---- alıntı ----

bu hadisten anlaşıldığına göre peygamber (sav)
"- sen ne diyorsun ya aişe !
peygamberler günah işlemez"

dememiştir.

bu akait kitapları nereden buluyorlar bu bilgileri de yazıyorlar. kur'ana baksan uymuyor, hadise baksan uymuyor.
devamını gör...
peygamberler günah işlemezler çünkü peygamberlik sizin sandığınız gibi haşa postacılıktan ibaret değil. peygamberlik örnek insan olmaktır.

şanım hakkı için muhakkak ki size resullulah´da pek güzel bir örnek vardır.

örnek insanın günah işleme gibi bir olasılığı yok. mantık olarak böyle bir şey mümkün değil. çünkü peygambere tabi olan insanlar neyin günah neyin sevap olduğunu ancak peygamberden öğrenebilir. peygamberden başka kimse vahiy alamaz çünkü. kimsenin Allah ile bir irtibatı yok. peygamber bir günah işleyecek olsa ve insanlar bunu görse, bunun vahiy kaynaklı helal bir fiil olduğunu zannedip tatbik edebilir. bilmiyorum anlatabiliyor muyum?

peygamberler sıradan insanlar değillerdir. şöyle ki; donanım olarak bizim gibidirler ama onlar ilahi bir kudretle desteklenirler. bu yüzden harama düşmezler.

hz yusuf kıssasını düşünün:

eğer rabbinin burhanını görmeseydi, o da kadına meyledecekti. biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık.

anlıyor musunuz sevgili gençler? peygamberler sıradan insan değil.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar