zengin mutfağı

ali haydar usta tiplemesinin ilk denemelerini görebileceğiniz tiyatro için yazılmış ama perdeye aktarılırken sanatından hiçbir şey kaybetmemiş olan filmdir.
ayrıca türk sinemasında tek "mutfak" ya da "yemek" temalı filmdir. *
devamını gör...
tiaytro oyunudur. nefistir.


--- alıntı ---
"kız gitti… bir fabrikaya girmiş duydum. ardından seyfi ayrıldı… o da bir sendikaya girmiş. yerlerine selim gibi aynı bokun soyu iki kişi geldi… ya sabır… selim mutfağa iyice yerleşti… ya sabır… selim yetmezmiş gibi, arkadaşları da gelip gitmeye başladılar. lütfü usta içkili sofra hazırla… lütfü usta bize ziyafet çekeceksin… ya sabır… yahu biz kimlere hizmet ediyoruz? bu arada itler çoğaldı… üç taneler şimdi, ya sabır… yahu biz kimlere hizmet ediyoruz? insan kimlere hizmet ettiğini düşünmeli. ayrılayım diye düşünüyorum… ama zoruma gidiyor, yirmi yıldır burada, kerim beyin köşkünde aşçılık yapmışım… bu yaştan sonra nereye giderim? ne yaparım? mecburen ya sabır… ama bir gün… hatırlarsınız, hani bir mahkeme direnişleri olmuştu. hatırlarsınız canım… hani işçiler toptan işleri bırakmışlardı… şu mgm mi? dgm mi? işte o günlerden bir gün bu bizim ahmet var ya, zaten sık sık görüşürüz onunla, bana bir gazete gösterdi. gazetede bir fotoğraf vardı… bir baktım… amanın durun! yahu olamaz! ama olmuş… bir fabrikanın önünde işçilerle polisler çatışmışlar ve de bu bizim kız var ya! hah işte! onunla selim iti gırtlak gırtlağa dövüşüyorlar. işte o zaman dedim ki “ulan lütfü şu kız kadar olamadın! yuh olsun senin pehlivanlığına!” dedim ve o anda ayrılmaya karar verdim. bu selimgiller benim kızımın gırtlağına sarılsınlar, ben de onlara hizmet edeyim! bu olamaz dedim! ayrılmaya karar verdim. ama bizim ahmet de ayrılmayacaksın diyor. işte bu yüzden bir de size danışayım dedim. ayrılmaya karar verdim. ama yine de danışayım dedim. ayrılmak mı zor kerim beye hizmet etmek mi? hadi bana eyvallah!"

her oyununda olduğu gibi bu oyununda da halktan kahramanlar - karakterler seçer öngören: yaşamak için ekmek kavgası veren, işçi sınıfından kahramanlar. kimileri karınlarını doyurmak derdinde, kimileriyse kendilerini kurtarmak, gemisini kurtaran kaptan olmak dışında bir şey düşünmedikleri için sisteme dişli olan kahramanlar... oyunun başkişisi lütfü de böyledir işte, ekmek parası için bir zengin mutfağında çalışmak zorundadır. zengin mutfağında çalışmak zorunda olduğu için kötü değildir bittabi, zaten kötü de değildir, pek çoğumuz gibi kötü yanları vardır sadece... sorun şu ki o ve onun gibiler yüzünden bu düzen böyle gelmiş böyle gitmektedir.

okumayı sevmez, politikayla ilgilenmez lütfü. koyun gibi güdüldüğü için, gerçekler acı olduğu, gerçekleri görmek güç istediği için öğrenmek istememiştir, cahilliği ve iyiniyetli gibi görünen ikiyüzlülüğü de buradan gelir işte.oyunun başında seyirciye sorduğu soruyu oyunun sonunda da soruşundan anlarız ki lütfü bu soruyu yıllardır soruyor. anlarız ki yanıtı bilmesine rağmen yıllardır harekete geçmiyor. kendince haklı olduğu binlerce küçük büyük sebepten bir türlü eyleme geçmez aşçı lütfü. başından beri ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen yapmaz, tabii yine kendince haklı olduğu milyonlarca sebebi vardır. nedir o sebepler? oyunun başında da sonunda da lütfü bize aynı soruyu sorar: halihazırda çalışmakta olduğu mutfağı bırakıp bırakmaması gerektiğini.

o bırakmak istemekte, bırakması gerektiğini çok zamandır bilmektedir de. sınıfıyla birlikte direnmesi gerektiğini, diğerleriyle yan yana, omuz omuza durması gerektiğini bilmektedir bilmesine ama... büyük-küçük milyonlarca sebeple hep ertelemiştir çok korktuğu bu kararı. hep bir sonraya, hep bir yarına, sonra bir yarına daha... lütfü'nün bir bahanesi hep olmuş, lütfü'nün bir bahanesi hep olacak... ilk sebep tam da budur zaten, korkmaktadır lütfü, statüsünü kaybetmekten, aç açıkta kalmaktan, işsiz kalmaktan çok korkmaktadır. bunun için çalışmaktadır o zengin mutfağında yıllardır, bunun için göz yummaktadır haksızlığa ve bunun için kerim beyle köpeklerini doyurmaktadır ama... bir yandan farkındadır ne yaptığının, ne yapması gerektiğinin, kim olmak istediğinin ve aslında kim olduğunun.
**

brecht'çi tiyatronun biçimsel özelliklerini, epik tiyatro yöntemini türkiye'de ilk kez uygulayan dramuturg olan öngören, 1958 yılında istanbul üniversitesi gençlik tiyatrosu'nda tiyatro çalışmalarına başladı. 1962’de istanbul üniversitesi jeofizik bölümü'nü yarıda bırakarak berlin’e gitti.
berlin'de freie universität theaterwissenschaft (felsefe fakültesi’nin tiyatro bilimleri) bölümüne yazıldı ve berliner ensemble’da manfred wekwerth’in reji çalışmalarına katıldı. böylece, epik tiyatro'yu kaynağından öğrenme olanağı buldu. türkiye'ye döndükten sonra ankara ve istanbul tiyatrolarında oyunculuk yaptı.
1965 yılında, daha sonra almanya defteri adıyla tekrar yazacağı, ilk oyunu göç'ü yazdı. bu oyun, istanbul uluslararası tiyatro şenliği'nde gençlik tiyatrosu tarafından sergilendi. ikincilik ödülü aldı.
1966–68 yıllarında askerliği sırasında ünlü oyunu asiye nasıl kurtulur?'u yazdı. 1969'da halk oyuncuları'nda profesyonel oyunculuk yaptı, çeşitli gazetelerde estetik, sanat, kültür sorunları üzerine yazılar yazdı. aynı sene ankara birliği sahnesi'ni kurdu.
1970 senesinde ankara birliği sahnesi'nde ona ülke çapında bir ün sağlayacak olan "asiye nasıl kurtulur?"u sahneledi. oyun rusça, azerice, kazakça, yugoslavca ve fransızca'ya çevrildi.
1971'de brecht'in "adam adamdır" oyununu yönetti. "göç" oyununu "almanya defteri" adıyla tekrar yazdı. "asiye nasıl kurtulur?" istanbul'da dostlar tiyatrosu'nda oynandı.
12 mart askeri darbesinden sonra halil ergün, erdoğan akduman ve mustafa alabora ile birlikte ″gizli örgüt ″ kurmak suçuyla tutuklandı. askeri mahkemece altı yıl sekiz aya mahkûm oldu. iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974 genel affıyla serbest kaldı. hapishanede "oyun nasıl oynanmalı?"yı yazdı.
1976'da istanbul birlik sahnesi'ni kurdu. brecht'in "faşizmin korku ve sefaleti" ve "sezuan’ın iyi insanı" oyunlarını yönetti.
1977'de "zengin mutfağı" oyununu ilk kez sahneledi. oyun "ismet küntay ödülü" dahil 4 ödül kazandı. aynı sene kızı aslı öngören'e adadığı masal kitabı "masalın aslı"nı yazdı. bu kitap 1978'de almanya'da almanca olarak basıldı.
1979'da nazım hikmet'in "memleketimden insan manzaraları" kitabından oyunlaştırdığı "1941-42’den insan manzaraları" adlı oyunu birlik sahnesi'nde sahneledi. aynı yıl, "oyun nasıl oynanmalı?" ankara sanat tiyatrosu tarafından sahnelendi.
1980 yılında yurtdışına çıkan öngören, batı berlin ve amsterdam'da çalışmalarını sürdürdü. hollanda'da yaşayan türk işçi ve öğrencilerden oluşturduğu tiyatro vasıf öngören tiyatrosu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
1984 yılında amsterdam’da ani bir kalp krizi sonucu 46 yaşında hayatını kaybetti.

--- alıntı ---
devamını gör...
ilk olarak yıllar evvel şener şen'in başrolünde oynadığı sinema versiyonunu izlemiş biri olarak gittiğim için bu oyuna, biraz yavan kaldı tabi tiyatro.
malum bu oyun vasıf öngören'in. öngören de türkiye'de brehtçi tiyatroyu ortaya çıkaran adamdır denebilir. o sebeple oyun brehtçi tiyatronun en önemli özelliklerini yansıtıyor, toplumsal sınıf çatışmaları, sosyalizm, marksizm, sınıf bilinci hepsi var. zaten "insan kime hizmet ettiğini düşünmeli" mottosuyla alıp yürüyor oyun. lütfü usta kendisiyle kerim bey'in köpeği arasındaki farkı sorguluyor. bu arada işçi ayaklanması üzerinde yükselen olaylar, patron-işçi, alt sınıf üst sınıf çatışmaları ve illa ki 70'li yılların sağ-sol çatışması mevcut oyunda.
1978'de ilk olarak tiyatroda sahnelendiğinde başrol aşçı yine şener şen imiş. o zaman da tepki çekmiş oyun milliyetçi çevrelerden hatta bombalı saldırı düzenlenmiş. şimdi otuz küsur yıl sonra vasıf öngören'in kızı aslı öngören'in yönetmenliğinde yeniden sahneleniyor. bu defa oyuna uygun müzikler yapılmış sözler yazılmış, piyano ve keman düetiyle sahnenin bir tarafında canlı müzik yapılıyor. bir yenilik de oyunun en çok tepki uyandıran karakteri selim'de var. oyunun orijinalinde de selim pısırık bir üniversite öğrencisiyken bir takım olaylardan sonra tam bir evrim geçiriyor ve astığı astık kestiği kestik eli silahlı bir adama dönüşüyor. bu selim dönüşüm sonucu hilal bıyık bırakıyor ve milliyetçi laflar ediyor. filmde selim karakterinde bıyık yoktu. bu karakterle ilgili güncel değişim bir adet beyaz bere. bereyi selim'in kafasında görünce insanın aklına hemen ogün samast geliyor. zaten selim o bereyle öyle bir hallere giriyor, eline alıp evirip çeviriyor ve seyircinin neredeyse gözüne sokuyor ki bunun bir mesaj olduğu bir şeylere gönderme olduğu bir metafor olduğu hemen anlaşılıyor. yönetmen bu beyaz bere olayını o kadar abartmış ki bir süre neredeyse sahnede başrole beyaz bere geçiyor.
bir de köpek olayı var, patronun köpeği sürekli havlayıp bela çıkarıyor, gelene geçene saldırıyor, burada köpek de sadece köpek değil elbette onun da barındırdığı bir metafor var. köpek neye hizmet ettiğini düşünmeyen insanları da çağrıştırıyor ve bilhassa selim kudurmuş gibi yemek yerken dışardan gelen köpek havlaması da ona dublaj yapıyor gibi bu da kimlere gönderme tahmin edebilmişsindir sayın seyirci, bu bariz göndermeler bıkkınlık getiriyor. bu tip sahnelerden bazı izleyiciler rahatsız olmuşlar ve oyunu protesto etmişlerdi, ülkücülere hakaret edildiği gerekçesiyle. protestoda haklılık payı var, adamlar açık ve net türk milliyetçisi hilal bıyık bir karakter olan selim'i o kadar iğrenç gösteriyorlar ki kendine ülkücü diyen seyirci rahatsız olabilir ama bu durumda da denir ki izleme o zaman ya da sen de yaz bir oyun sen de kendi bakış açını yansıt. kültür sanat işlerini hep sola bırakırsan başına bu gelir işte.
bir de televizyon dizilerindeki yiğit, zeki, ahlaklı, cici solcu ve karşısında iğrenç, kaba, kötü sağcı klişesinin dibini bulmuşlar bu oyunda bunu da söylemeden geçemiyciiim sözlük.
ülkücüyseniz izlemeyin. solcuysanız üç beş kere izleyin. benim gibi tiyatroya gideyim hevesinde iseniz ister izleyin ister izlemeyin, neticede tiyatro açısından iyi bir oyun.
devamını gör...
vasıf öngören'in 1977'de yazdığı tiyatro eseri.
şehir tiyatrolarında gösterimleri yapıldı fakat şu sıralar şener şen'in başrolde olduğu özel sahnelerde sergilenmekte.
70'li yılların türkiye'si anlatılmaktadır. sağcı-solcu kavramlarının insan hayatını nasıl değiştirdiği yansıtılıyor. aslında siyaset üzerinden insan ilişkileri anlatılıyor, bu hoşuma gitti.
oyunun en sevdiğim yanı ise fotoğraf karesi gibi sahnenin birden durması. önemli bir anda, herkes fotoğraf karesindeymiş gibi donuyor, bir kişi çıkıp olayın iç yüzünü anlatıyor veya şaşkınlığını ifade ediyor. keşke gerçek hayatta da böyle olabilse, dedim.

oyunun şener şen ile popüler olması beni üzdü. murat garipağaoğlu'nun lütfü usta'yı canlandırdığı oyunu daha çok sevdim. o adam da yıllardır emek veriyor yani. izleyin, izlettirin.
devamını gör...
sermayesini Allah'ın dini için çalıştırdığını ispat eden türden olmalıdır. düşkünlerden ve yoksullardan davetliler olmalıdır. mütevazi olmalıdır.


"ey ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. yiyin, için ve israf etmeyin. çünkü o, israf edenleri sevmez"

araf 31.


Allah kiminize kiminizden daha fazla rızık verdi. ama kendilerine fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilerle paylaşıp da onları bu hususta kendileriyle eşit hale getirmeye yanaşmıyorlar. peki onlar Allah’ın nimetini inkâr etmiş olmuyorlar mı?

nahl 71.

ayetin tefsiri:

insanlar, Allah’ın takdiri ile doğuştan getirdikleri kabiliyetlerin, ayrıca yine ilâhî takdire bağlı olarak yaşadıkları sürece karşılaştıkları imkân ve fırsatların azlığına veya çokluğuna, elverişli olup olmamasına ve bunları farklı şekillerde değerlendirmelerine göre rızıkları, kazançları farklı olmuştur ve olacaktır. insan, sahip olduğu servetle değil onu nasıl kullandığı ile değerlendirilir. 


“ellerinin altındakiler”den maksat, özel anlamda köleler, daha genel olarak kişinin, bakımından, geçiminden sorumlu bulunduğu yakınlarıyla çalıştırdığı, hizmetinden istifade ettiği insanlardır. âyette servet sahibinin, bu insanları –temel ihtiyaçların karşılanması bakımından– servetinden kendisiyle aynı seviyede yararlandırması öngörülmekte; bu ilkeyi içtenlikle benimseyip uygulamakta isteksiz davranmanın, “allah’ın nimetini inkâr” anlamı taşıdığına işaret edilmekte ve bu şekilde olumsuz davranış sergileyenler kınanmaktadır. bu öğretisiyle âyet, islâm’ın eşitlik, adalet, dayanışma, paylaşma gibi sosyal değerlere verdiği önemin veciz bir ifadesidir. nitekim bu hususta resûlullah da şöyle buyurmuştur: “elinizin altındakiler (köleler, hizmetliler, çalışanlar) sizin kardeşlerinizdir; Allah onları size emanet etmiştir. şu halde kimin yanında bu şekilde kardeşi bulunuyorsa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. onlara ya güçlerinin yetmeyeceği ağır işler yüklemeyin veya yüklerseniz siz de yardım edin” (buhârî, “îmân”, 22; müslim, “eymân”, 40).
devamını gör...
zengin mutfağı az çok demeden yemeğini paylaşan hanenin mutfağıdır.
eskiden sanki bu konuda insanlar daha düşünceliymiş.
şimdilerde hem paylaşmayı sevmiyoruz hem de paylaşılanı beğenmiyoruz.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar