zikir

yanlış anlaşılmış ve galatı meşhur haline gelmiş bir kavramdır. zirik her ne kadar anlmak hatırlamak anlamına gelse de sevgili mustafa islamoğlunun deyimiyle, Allah kaygısı ile yapılan her fiil zikirdir.

kuran'ın isimlerinden biridir. kuranın yeni inen bir kitap değil insanların vicdanlarında var olanı hatırlatmak için inmiş bir anlayış olduğunun göstergesidir. yani kuran bir hikmeler kitabıdır. kuran zirkir düsturu ile bir anlayışı diri tutmaya çalışan kamil kitaptır
devamını gör...
anmak; gafleti gidermek için her işte Allahü tealayı hatırlamak. yad etmek.

iyi biliniz ki, kalpler, Allahü tealanın zikri ile itminana, rahata kavuşur.

(ra'd suresi: 30)
devamını gör...
zikr kelimesi ve türevleri kuranâ’da 292 yerde geçer. sadece zikr kelimesi ise, 76 yerde zikredilir. sadece emir halinde 37 yerde geçer. islami kavramlardan, anlamı en çok daraltılanlardan biri zikir kavramıdır. zikir kelimesi, çok geniş bir anlama ve muhtevaya sahip olduğu halde, neredeyse tek anlama indirgenmiş ve içi boşaltılmıştır.

ayrıca zikir, ankebut 45'de "zikrullahi ekberu (en büyük) olarak geçer:
"sana vahyolunan kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl, sahih namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder ve her halde Allahın zikri en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz bilir."
devamını gör...
sözlükte zikir şu şekilde geçer: anma, söyleme, sözünü etme.
bir tarikata bağlı olanların Allah ın adını art arda söylemesi.

zikir genellikle çeşitli tarikatlarin meclislerinde icra edilir. her tarikatin çeşitli giysileri, renkleri ve zikir yapma çeşitleri vardır. kimisi sessiz zikir yaparken, kimi tarikat bir hoca eşliğinde sesli zikri tercih etmiştir. özellikle rufai ve cerrahi tarikatleri sesli zikri tercih ederler. bazı zamanlar meşk alemi olur cerrahilerde ve buralarda ilahi eşliğinde sesli zikir yapılır.

bir örneği için buyrun,
http://klip.wordpress.com/2008/08/30/cerrahi-zikir/


devamını gör...
en kolay ibadet, abdest farz deildir her zaman her yerde yapılır (istisna da olabilir) vede çok sevaptır, anmak anlamına gelir, bazen ilahilerde arka fon olur, a. gönül türlerinde :)
devamını gör...
şüphe yok ki ben Allah'ım. benden başka hiçbir ilâh yoktur. o hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl (taha 14). bu ayeti kerimede görüldüğü üzere namazın karşılığı olarak da kullanılmıştır
devamını gör...
bakmayın şekle şemale soktuklarına yoktur öle bir hali... hallerden bir haldir ki; ne iseniz nasıl iseniz nezamanda iseniz nerde iseniz o anda rabbınıza sevginizi göstermenin şeklidir...
devamını gör...
varlık ağacının merkezi noktası olan hayatın kavranılmasında mühim bir muallime vazifesi gören kültür, kendi iç bünyesinde oluşturduğu sembolik dili devam ettirememesi halinde yok olmaya yüz tutar. o halde şunu diyebilirim: sembol, hatırlamanın yani zikrin bir diğer adıdır. zikr dahã® devam edebiliyor olmanın, tecelliin merkezi noktası olan hayatın diğer bir adı veya ta kendisidir.

şimdilik şu soruyla yetinelim: hâtıra ve sembol elbiselerini yitirmiş bir neslin gitmek zorunda kalacağı terzi dükkanının adı nedir?
devamını gör...

--- alıntı ---
"anmak, hatırlamak" anlamlarına gelmektedir. anmak, hatırlamak (=zikir) yüzeysel bir tanımlama ile bir nesneyi veya özneyi "akla getirmek, düşünmektir". "zikretmek" bu anlamı dolayısıyladır ki yeryüzünde sadece "düşünme melekesine" sahip insãn türüne âit bir meziyettir.

allãh'ı zikretmek, allãh'ı zikir (zikrullãh) ise kişinin varlığının allãh ile kâim ve dâim olduğunu, o'nun azâmetini, birimsel varlığının o'nun indindeki yerini ilk etapta düşünmesi, sonra tefekkür edip hissetmesi ve nihâyetinde de yaşaması olayıdır!

zikrullãh kanâatimize göre allãh'ın isimlerini duygusuzca, mekanik bir şekilde tekrarlamak, telâffuz etmek değildir. harflerden oluşan isimler, yatay, 4 boyutlu mekanik kanunların geçerli olduğu dünyamıza âit iletişim araçlarıdır ve bir rûha (mânâya) sahip değillerdir. onlara rûh=mânâ veren-verecek olan maddeyle dikey temasta bulunan içsel yaşamımızı üreten uzay alanı, yâni bilinç boyutudur.

"fe zkur ullãhe... ve zküru hü ke ma heda küm"

"allãh'ı zikredin... o'nun size gösterdiği gibi.." (2/198)

bizlere an'da yaşamanın şuûruna erişip bilincimizi cennet bahçesine dönüştürebilmemiz için her detayı öğreten kur'ãn âyetlerinde ve rasûlullãh sözlerinde bizlere teklif edilen -yaygın kanaâtin aksine- "allãh'ın isimlerinin telâffuzunu belirli sayılarda tekrar edin" değildir. o'nu hangi şekilde zikretmemiz gerektiği kur'ãn'da şu şekilde belirtilmiştir.

"... fe zkürullãhe ke zikri küm abe küm ev eşedde zikra"

"... atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha şiddetli olarak allãh'ı zikredin..." (2/200)

o'nu nasıl anmamız gerektiği açıktır. rabbimizi en asgarî düzeyde atalarımızı düşündüğümüz, haklarında konuştuğumuz, onlara saygı duyduğumuz onları sevdiğimiz kadar ki hissiyatla anmamız tavsiye ediliyor. hiç kimsenin âyetteki "zikir" kelimesinin yaptığı çağrışım gereği babasının/dedesinin ismini eline tespih/ zikirmatik alarak belirli sayılarda, hızlıca, mekanik bir şekilde tekrarlamadığı açıktır.

istenen, isimlerin telâffuzunun dildeki tekrarları değil, herhangi bir dildeki bir isimle etiketlenmiş mânânın bilinçte tekrar tekrar, belirli/belirsiz sayılarda hissedilmesidir. allãh için olanı ise eşedde/daha güçlü bir biçimde olmalıdır. kelimelerin telâffuzlarının değil, oluşturulan mânânın daha güçlüsü/şiddetlisi olur.

"ve zkür rabbe ke fi nefsi ke tedardruan ve hiyfeten"

"rabbini, bilincinde yalvararak/ürpererek zikret" (7/55)

duygusuzca, anlamı bilinmeden yapılan tekrarlar elbette kalplerde ürperti, huşÃ» ve "mutlak varlığın" huzurunda alçakgönüllülük hissi oluşturmayacak, yâni tek-tümel ruh'un birimsel zihne üflenmesi (zihne yükleme) gerçekleşmeyecektir. yükleme yapılıp=mânâ oluşturulursa bilinçaltı bunu içselleştirir. derin benliğimiz bilinçli olarak kabul ettiğimiz şeylere tepki verecektir.

"ellezine yezkürun ellãhe kiyamen ve kuuden ve ala cünubihim ve
yetefekkerune fi halkis semavati vel ard..."

"onlar ki, kıyamda, otururken, yanları üzerinde iken allãh'ı zikrederler,
göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler..." (3/191)

kelimeleri tekrar ederken, kelimelerin işâret ettiği mânâlar kişinin bilincinde oluşmadan, beyinde o mânâyı kodlayacak olan yeniden şekillenmiş sinir ağları da oluşamayacaktır. zihinde anlam oluşturabilen kelimeler, cümleler, anılar, yaşamlar, düşünceler, hisler vs. beyni yeniden kodlayabilir.

yeniden programlanmış sinir hücrelerinin oluşumu birimsel zihinde/dalga bedende oluşturulan, düşünülen/hissedilen/yaşanılan soyut mânânın algıladığımız madde-zaman boyutundaki yansımasıdır. yâni, yeni nöron ağların kurulmasının şartı mânâyı düşünmek, tefekkür etmek ve nihayetinde yaşamaktır (bilinçaltının doğal bir parçası hâline gelmesi). anlamı bilinmeden, hissedilmeden yapılan tekrarların zihne yüklenmesi olayı sünnetullãha terstir. kişi amellerinin faydalı olup olmadığını (dalga bedene yüklenip yüklenmediğini), bilincinde o esnada/o anda hissettiklerinden kontrol edebilir. o esnada anlamı yaşatmayan ölünce de yaşatmayacaktır.

kişide tefekkür (varlık üzerinde derinlemesine düşünüp birtakım hissiyatları şuurunda yaşamadan) olmadan yapılan kelime tekrarları -bu kelimeler, kalıplar kur'ân'dan da olsa (allãh, rahman vs. veya arapça dualar, âyetler)- bir anlama sahip olmadıklarından (yâni bu kelimeleri tekrar eden bilinç tarafından bunlara bir anlam yüklenmediğinden) mantra olarak kalacaktır. hatta mantra gibi fayda verebilmesi için -anlamı bilinmese de- yapılan kelime tekrarlarında zihnin farklı, gündelik düşüncelere sürüklenmemesi gerekir.

(zihnin tek bir kelimeye odaklanmasıyla, dış dünyadan beyne giren veri akışı asgariye indirgenerek zihnin daha sakin bir seviyeye çıkartılması mümkündür (meditasyon çeşitlerinin mantığı budur). zihin dış dünyanın gürültüsünden uzaklaştıkça beynimizde saklı belli belirsiz duygular, düşünceler hızlı bir şekilde zihinden gelip geçmeye başlar, zihne çıkar ve su yüzeyine çıkan baloncuklar gibi patlar gider. mantraların faydası budur. bu tekniğe devam edildikçe, her ne kadar kişi daha sakin bir zihinle yaşamını sürdürüyor ve daha derin zihin seviyelerine ulaşıyor olsa da -"mutlak varlığın indindeki hiçliğin" itirafını beyan eden korunma duası yapılmadan/yaşanmadan- "egonun ruhsal açıdan kendini beğenerek şişmesi" gibi cinnî bir duygunun zihne yerleşme tehlikesi her zaman vardır. )

isimlerin işâret ettiği anlamların, tefekkür beraberliğinde yinelenmesiyle, beyinde o ismin işâret ettiği mânâ istikâmetinde kodlanması-programlanması-meleğin açığa çıkarılmasından sonra (neuro linguistic programming, nlp), o ismin üzerinde çok fazla anlamaya-düşünmeye gerek kalmadan yapılan tekrarı da zihne yükleme yapacak ve tesirini gösterecektir. çünkü artık o ismin içeriği doldurulmuş, kelimenin cesedine can verilmiş, kelimeler 4 boyut hapishanesinden çıkartılmıştır. yâni, isimler amaç olmaktan çıkarılıp araç haline getirildiği takdirde bilinçsizce tekrar edilebilir bir hâle gelirler. hissedilerek yapılması tefekkür sahibi kişiye katmerli enerji verecektir. kelimenin yüklendiği enerji daha da artacak ve kişiyi daha fazla derinden etkileyebilecektir.

beynin bu konuda nasıl çalıştığını idrak edebilmek için şöyle bir misal verilebilir: türkçe bilmeyen bir kişinin "limon" kelimesini belirli sayıda tekrar etmesini istediğimizde, yabancı arkadaşımızın beyninde "limon" ile ilgili bir mânâ oluşamayacağı açıktır. elbette türkçe "limon" kelimesinin bu yabancı kişi tarafından uzun bir süre zikredildiği takdirde "limon" kelimesinin ihtiva ettiği birtakım belirsiz frekanslar (?) gereği zikreden kişide zamanla "limon" ile ilgili bir hissiyat oluşturacağını düşünmek de yanlış olacaktır. özetle bu kişinin beyninin ilgili bölgesinde kısa süreli, sıradan bir elektrokimyasal akış meydana gelecek; fakat diğer nöronlara akış yönlenmediğinden/çağrışım yapmadığından sönecek ve hem bilinçli hem de bilinçaltı zihninde hiçbir etki olmayacaktır.

"limon" kelimesini türkçe bilen (=anlayan) bizler belirli sayıda tekrar ettiğimizde ise bilinçli zihnimiz limon kelimesini tanıyacaktır. bilinç bu kelimeyi tanıdığından/çağrışım yaptığından nöron akışı beynin daha alt sistemlerine de ulaşacaktır. bilinçaltı zihnimiz kendisine de ulaşan bu akışla limon zikri esnasında biz farkında olmadan, örtük olarak limon ile ilgili tüm özetleri (limon kelimesine yüklenmiş tüm anlamlar, yaşanmış anılar, algılanmış tatlar) hatırlayacak ve limonu o sırada tatmamamıza rağmen, vücudumuz sadece limonun adını duyarak tepki verecektir.

"limon" kelimesinin anlam oluşturabilmesi için onu hatırlamamıza neden olacak bütün beyin bölgelerinin aktive olması gerekir. beynin limonu hatırlaması da ancak limon ile ilgili tüm düşünülenlerin, hissedilenlerin, yaşananların zihne kodlanmasıyla gerçekleşebilecektir. türk toplumu bu meyve/sebzeye "limon" etiketini verdiği için "limon" kelimesinde tüm bu anlamlar kodlanmıştır.
aynı varlığa her millet farklı bir etiket verir. isimler birer araçtır. aracın (limon kelimesi) değer kazanması araca-araçta takılı kalanda/araçtan başka bir şeyi olmayanda (yabancı arkadaş) değil, aracın kendisi için bir anlamı olanda (türk'te) etkisini gösterir ve amaca ulaşılır (=zihin tepki verir).

allãh isimlerinin zikrinde, yapılan dualarda da aynı mekanizma geçerlidir. yukarıdaki satırlarda "limon" kelimesi yerine örneğin "la ilahe illa allãh" zikrini koyup düşündüğümüzde bu zikrin bizleri amaca ulaştırıp ulaştırmadığını anlayabiliriz.

"innemel mü'minun ellezine iza zükir allãhü vecilet kulubü hüm..."

"mü'minler ancak o kimselerdir ki, allãh anıldığında kalpleri ürperir..." (8/2)

yeterli tefekkürler, hissedişler sonucu belirli bir bilinç seviyesine gelmiş kişilerde anlamı düşünülmeden allãh'ın isminin duyulması dâhi şuûrlarında derin bir ürperti oluşturacaktır. çünkü derin tefekkürler sonucu allãh isminin açılımı tüm hücrelere sinmiştir. artık meleklerin kanatları (!) kişinin dalga bedenine (zihnine) değmektedir.

[zihnin genişleyerek ruh'un muhatap aldığı uzaya girmesiyle, zihinde açığa çıkan melekler o zihnin ahiret ortamını ve nur bedeni üretmeye başlarlar. melekler ahiret ortamının dokusudur] sonucu cezbe hâlidir, zikir yaşanmaktadır. [yatay alandaki bedene/beyne dikey boyuttan girerek etkileşen/temas eden nura, nar (enerji) yapılı zihin dayanamadığından beden-zihin sarsılır, kendinden geçer (kabının küçük olması akacak suyun taşmasına neden olur. kabı/zihni geniş olan velilerde cezbe olmaz)]

tefekkürün en büyük getirisi, kazanılan açılım oranında algılanan varlıkların da birer birer allãh ismi, o'nu hatırlatan birer mânâ hâline dönüşmesidir. kişi artık belirli isimlerle kayıtlanmaz, amaca ulaşılmış, araç otomatik olarak terk edilmiştir artık. araç (arapça/türkçe dua-zikirler, bedensel ibadetler vs.) formalitesidir, sembolü, mecazidır! görülen, duyulan, tadılan, dokunulan her şey kişiye allãh'ı andırır, hatırlatır, cennet nîmeti olur.

"fe zküru ni ezkür küm..."

"öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım" (2/152)

allãh, elbette kendisinin ismini yineleyen bir varlığın adını benzer şekilde defalarca tekrarlamıyordur. âyet, insãn ile allãh arasındaki münâsebetlerden birisine dikkat çekmektedir. allãh, -anlatmaya çalıştığımız anlamda- zikredildiği takdirde, kişi muhatap alanına girmektedir.

kelimelerin işâret ettiği mânâlar üzerinde -zikrin en alt düzeyi olan- düşünmek olmadığı takdirde, kelimeler telâffuz olarak, yâni hava moleküllerini titreştirmekten ibâret olacağı için dünyaya sadece ısı olarak yayılacaktır. yâni, yapılan çaba yatay düzeyde kalacaktır.

hissedilen ve yaşam olan zikir ise bilinçte yaşanır (karşılığı dikey düzeyde oluşacaktır). bilinç ise maddî dünyanın aksine evrenin içsel boyutlarında, bir nevî allãh'ın muhatap aldığı, müdahale ettiği alan-uzaydır.

4 boyutlu evrene müdahale yoktur. çünkü sünnetullãh bu algılama düzeyinde nedensellik ilkesi çerçevesinde fiziko-kimya kurallarının kendisi olarak yansımıştır. allãh'ın muradı bu evrende zaman-mekân cesedine bürünerek işler. her birim nedensel işleyen bu kanunların (oluşturduğu psikolojik süreçlerin) yönlendirdiği ölçüde (kadere tâbi) muhatap alınan boyutlara (içe kıvrılı, geri kalan 7 boyut) ulaşabilir.

"e la bi zikrillãhi tatmeinül kulub"

"kalpler ancak allãh'ı zikir/allãh'ın zikri ile huzur bulur" (13/85)

allãh'ı zikredip de yaşamımızda huzurun sağlanamamasının nedeni allãh'ı zikrin gerçek anlamda uygulanmaması ile ilgilidir. allãh'ı zikreden şuurun huzura gark olmaması imkânsızdır.

anlatmaya çalıştığımız gibi gerçek anlamıyla zikir zihinde belirli mânâların tefekkürüyle, yâni zihin diliyle olur, tek bir dünya dilinde (arapça), bu dilin en güzel şekilde telaffuzu (tecvit) ve tilâvet edilmesiyle değil. bilmediğimiz bir lisanın, anlamını bilmediğimiz bir kelimesi beyinde mana oluşturmayacaktır.

anlamı bilinmese de kelimelerin telaffuzlarının belirli frekanslara (?) denk gelerek rûha yükleme yaptığını düşünenlerin, bir dil olarak arapçada fonetik açıdan yüzyıllar boyunca meydana gelmiş olan olası değişimleri, diğer ırkların bireylerinin orijinal sesleri çıkarma noktasında yetenekleri olup olmadıklarını, tilavetteki telaffuz hatalarını da düşünerek (telaffuzun değişmesi doğal olarak frekansı değişterecektir) zikirlerin ille de arapça olması gerektiği konusunda ısrar etmemeleri gerekir.

kişi dilerse dakikalarca "ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim" diye yunus'un dizelerini, "sadece sen, sen, sen" gibi bir cümleyi de zikredebilir. hatta ahadiyet bilgisini aklından çıkarmadan "tanrım" da diyebilir, o'nu anabilir.

rasûlullâh, tebliği ile beraber orijinal bir kelime üretip (allãh) insanları ismini ilk defa duydukları bir varlığa iman etmeye davet etmemiştir. fakat o'nun orijinal özelliklerini insanlara hatırlatmış, dönemin insanlarına âşina oldukları kelimelerle davette bulunmuştur. arapların binlerce yıldır kullana geldikleri "allãh" kelimesi değil, rasûl'un "allãh" ismine/isim aracına yüklediği "nosyon", "üflediği ruh" kutsaldır!

"allãh" ismine şartlanmamızın/programlanmamızın nedeni de yüklenen bu "anlam"dır. kur'ãn 1400 yıl önce bir türk'ün bilincinde açığa çıksa idi acaba tek olan varlik nasıl isimlendirilirdi? kök tengri/tanrı (yüce kudret anlamında) olmasın? kabaca 99 tane kabul edilen özelliklerinin türkçede karşılıkları ne olurdu, düşünülmeli! kelimelere değerini veren bizlerin onlara yüklediği anlamlardır.

"allãh' diye çağırın, 'rahman' diye çağırın... hangisi ile çağırırsanız, esma-ül hüsna o'nundur" ile rasûl'un dünyaya geldiği halkın dili dolayısıyla holografik (her bir üst boyutun bir alt boyutta tümel olarak kodlandığı) katmanların en alt boyutunda, dünya aynasında araç olarak kullandığı "allãh" ismi ile etiketlediği anlam'ı yaşayin, amaç edinin denilmek isteniyor kanaâtimizce; o arapça ismi telaffuz edin; sadece bu kelimeye has bir anlam var, bundan yola çıkarak yorumlar yapın değil.

tefekkür ile anlam yüklenen her kelime, her nesne "allãh esması" hâline gelecektir. evrene anlamını biz vermekteyiz. müşrik, kâfir, hanif, bütün arapların 1400 yıl önce inandığı ve allãh ismini verdikleri varlığın türklerdeki karşılığı olan "tanrı" kelimesine de "allãh ismi ile işâret edilen mânâyı" bilincimizde yükleyerek onu anlamlandırabilir ve kullanabiliriz. yüklenecek bu anlam "vecilet kulubu hum (kalpleri ürpertecektir)"...

"dua ve zikir" kitaplarının bir de bu yönden düşünülmesi dileğiyle...

not: taklidi ve nakil bilgiyle yaşamakta ısrar eden beyinlerin elenmesi; sürekli sorgulayıp akıl melekesini geliştirerek kendi yolunu çizenlerin de seçilebilmesi için hakikati bilen kimilerinin eserlerinde yaşadığı çağın kelimeleriyle yapılan sembolik anlatımlar, etiketler, hatta birbiriyle ve/veya bilimle çelişebilen fikirler de serpiştirilir. düşünmekten yorulan kişiler hakikat sanarak okudukları bu cümlelerin virüs olduğunun farkına varamayacaktır. virüs oldukları sistemsiz düşünü dünyalarına ulaşan detaylı sorularla kendini gösterecek ve çatlaklar ortaya çıkacaktır. elbette çatlaklar hayali yamalarla kapatılabilir, gerçeklerden bihaber olarak.

unutulmaması gereken nokta, kesin bilgi eğer direkt olarak verilse idi, sistemli düşünmeye gerek kalmaz, beyin gelişmez ve beyin gelişmediğinden de cennete girilemezdi. usta/üstatların oyunlarına gelmemek için sürekli sorgulamaktan başka şansımız yok! kendileri birer usta hacker oldukları için sistemleri kötü pc'lere çok güçlü virüsler yollayabilmektedirler. aman dikkat!...
--- alıntı ---

http://www.yorumsuz.net.tc/

devamını gör...
dünyada anılmaya değer olan tek ve en aşkın yaratıcıyı, Allah'ı anmaktır. çeşitli şekillerle yapılır. en tatlı olanı bir şeyh efendinin rehberliğinde anmaktır.
devamını gör...
zikir demek, kendini gafletten kurtarmak demektir. gaflet; Allahü teala'yı unutmak demektir. zikir yalnız kelime-i tevhidi söyleyip, tekrar tekrar Allah demek değldir. her ne şekilde olursa olsun kendini gafletten kurtarmak zikir'dir. o halde, islam dininin emirlerini yapıp, yasaklarından sakınmak hep zikir'dir. islamiyet'in emirlerini gözeterek yapılan alışveriş zikir'dir. çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hep hatırlanmaktadır. şu kadarı var ki, Allahü teala'nın isimleri ve sıfatları ile yapılan zikir, çabuk tesir eder ve sevgisini hasıl eder. insanı sahibine çabuk kavuşturur.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar